Siyasetçinin
sözü kürsüde kalmaz. Eve, işyerine, sokağa ve aile sofrasına kadar ulaşır. Bu
nedenle siyasi partiler birbirlerine hitap ederken, vatandaşın birbirine nasıl
davranacağına da örnek olduklarını unutmamalıdır.
Partilerin
kutuplaşması, halkın da kutuplaşmasına yol açar. Birbirini dinlemeyen siyaset,
zamanla birbirini dinlemeyen bir toplum oluşturur. Komşunun, arkadaşın, hatta
aile bireyinin hangi partiye oy verdiği, söylediği sözün önüne geçmeye başlar.
Oysa
Anıtkabir’de gördüğümüz, farklı siyasi görüşlerden insanların yan yana gelip
sohbet edebildiği tablo ne kadar güzeldi. Bu görüntüyü siyasetin günlük hayatında
da görmek isteriz. Konuşmak, el sıkışmak ve birbirine saygı göstermek, siyasi
görüşünden vazgeçmek değildir.
İktidarın
yaptığı bir iş, yalnızca iktidar yaptığı için yanlış sayılamaz. Muhalefetin
önerisi de yalnızca muhalefetten geldiği için reddedilemez. Ölçümüz; fikrin
doğruluğu, uygulanabilirliği ve millete sağlayacağı yarar olmalıdır.
İktidar
yönetmenin ve hesap vermenin, muhalefet denetlemenin ve alternatif üretmenin
sorumluluğunu taşımalıdır. İktidar eleştiriyi düşmanlık saymamalı; muhalefet de
yapılan her hizmeti değersizleştirmeyi siyaset olarak görmemelidir. Yanlış
belgesiyle ortaya konulmalı, doğrunun hakkı teslim edilmelidir.
Kamu
yönetimindeki yanlışların önlenmesinde, dördüncü kuvvet olarak anılan basının
da sorumluluğu vardır. Kararı alan ve uygulayanların doğrudan sorumluluğu
başkalarına yüklenemez. Ancak muhalefetin araştırma, sorgulama ve takip etme;
basının ise gerçeği ortaya çıkarıp kamuoyuna ulaştırma görevi de
unutulmamalıdır.
Örneğin bir
kamu yatırımı yıllarca tamamlanamıyorsa ilgili yönetim gecikmenin nedenini ve
maliyetini açıklamalıdır. Muhalefet belgeleri istemeli, cevapların peşini
bırakmamalı ve çözüm önermelidir. Basın da verilen sözleri haberleştirmekle
yetinmeyip sonuçlarını araştırmalıdır. Bilinen bir yanlış siyasi yakınlık veya
çıkar hesabıyla görmezden geliniyorsa, susanların da kendi görevleri ölçüsünde
siyasi ve toplumsal sorumluluğu vardır.
Aynı
anlayış, hangi partinin yönetiminde olursa olsun bütün kamu kurumları ve
belediyeler için geçerli olmalıdır. Bir iddia tarafsız biçimde araştırılmalı;
sorumluluk somut deliller üzerinden belirlenmelidir. Hiç kimse parti kimliği
sayesinde korunmamalı, hiç kimse de yalnızca parti kimliği nedeniyle
suçlanmamalıdır.
Bu nedenle
bütün partileri ve basını aynı ilkeye davet ediyorum: Doğrunun yanında,
yanlışın karşısında durmak siyasi yakınlığa göre değişmemelidir.
Kendi
seçmenini bir arada tutmak için başka bir partinin seçmenini düşmanlaştırmak,
toplumsal dayanışmaya zarar verir. Hakaret, tehdit ve şiddeti çağrıştıran
davranışlar çözüm üretmez. Demokratik eleştiri ve barışçıl itiraz hakkı
korunurken şiddete de ortak bir tavır gösterilmelidir.
Hiçbir
siyasi kazanç, vatandaşların birbirine güvenini kaybetmesinden daha değerli değildir.
Somut bir
önerim var: Siyasi parti liderleri ayda bir kez, aynı masa etrafında, halkın
önünde buluşsun.
Bu buluşma
her ay farklı bir televizyon kanalında yapılsın. Kanallar siyasi yakınlıklarına
göre ayrılmadan, açık ve adil bir dönüşümle belirlensin. Bütün partilerin
katılımına açık, eşit söz hakkının ve karşılıklı saygının korunduğu bir düzen
kurulsun.
Basın
mensupları da çalıştıkları kurum veya yayın çizgileri nedeniyle hiçbir ayrıma
uğramadan davet edilsin. Her gazeteci, adil bir sıra ve süre düzeni içinde
sorusunu özgürce sorabilsin. Sorular önceden siyasi bir elemeden geçirilmesin;
liderler halkın merak ettiklerine açıkça cevap versin.
Liderler
memleket meselelerini, hükümetin icraatlarını, hazırlanmakta olan plan ve
projeleri konuşsun. Her parti itirazını gerekçesiyle, önerisini uygulanma
biçimi ve maliyetiyle anlatsın. Hükümet de eleştirilere cevap versin, yararlı
önerilerden faydalansın. Gerektiğinde uzmanların bilgisine başvurulsun.
Bir sonraki
buluşmada, önceki ay konuşulan konularda ne yapıldığı açıklansın. Böylece ortak
akıl, sonuçları takip edilen bir çalışma alışkanlığına dönüşsün. Halk da
görüşleri karşılaştırarak memleket için en hayırlı olanı özgürce
değerlendirsin.
Birlik,
herkesin aynı düşünmesi değildir. Farklı düşünürken birbirinin söz hakkını ve
aynı ülkeye aidiyetini kabul edebilmektir. İçeride sürekli birbirinden kuşku
duyan bir toplumun dış baskılar karşısında dayanışması da zayıflar. Türkiye’yi
bölmek veya güçsüz bırakmak isteyenlere fırsat vermemenin yollarından biri, aramızdaki
güveni ve konuşabilme irademizi korumaktır.
Vatandaş
olarak biz de desteklediğimiz partiden daha iyi gerekçe ve çözüm sunmasını;
takip ettiğimiz basından hoşumuza gideni değil, gerçeği anlatmasını
istemeliyiz.
Seçimden
sonra da aynı sokakta yaşayacak, aynı işyerinde çalışacak, aynı ülkenin
geleceğini paylaşacağız. Partiler yarışsın, fikirler tartışılsın; halk
kutuplaşmasın, memleket güçlensin