Profesör açıkladı: "Gençlerde ve kadınlarda artan kanser vakalarında mikroplastikler araştırılıyor"
Profesör açıkladı: "Gençlerde ve kadınlarda artan kanser vakalarında mikroplastikler araştırılıyor"
Habere GitUzun süreli uyku sorunları Alzheimer riskiyle ilişkili olabilir
Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Aygün Üstel, uzun süre devam eden uyku sorunlarının bilişsel gerileme ve Alzheimer hastalığı riskiyle ilişkili olabileceğini belirtti
Habere GitKanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor
Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor
Habere GitÇorum Fizik Tedavi Hastanesi Bakanlığın Yatırım Programına Alındı
Ankara İskilipliler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Daşcı'nın, Çorum'un fizik tedavi ve rehabilitasyon alanındaki ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Sağlık Bakanlığına yaptığı kapsamlı resmi başvuru önemli bir aşamaya ulaştı. Sağlık Bakanlığı, "Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi Hastanesi Ek Bina Yatırımı"nı 2027 yılı yatırım programına alınmak üzere Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına sundu.
Habere GitSağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!
Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.
Habere Git351. Sayı
Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.
CANLI YAYIN TAKVİMİ
ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR
Hijyentek: Yerli Üretim Gücüyle Türkiye’nin Medikal Gururu
Kurtuba Medikal: Sabırla, Emekle, Yerli Üretimin İzinde
Kuzey Dora Medikal Anahtar Teslimden Satış Sonrasına Kadar Tüm Süreçlerde Hizmet Sunuyor
KÖŞE
BUGÜNÜN ALKIŞI, YARININ HUKUKU
Mustafa DAŞCI
GÜNCEL HABERLER
SAĞLIK
'Alzheimer hastalarının sosyal hayatın içinde kalması önemli'
Eylül ayının tüm dünyadaAlzheimer farkındalıkayı, 21 Eylül'ün ise Alzheimer günü olarak bilindiğini hatırlatan İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Nörolo... Eylül ayının tüm dünyadaAlzheimer farkındalıkayı, 21 Eylül'ün ise Alzheimer günü olarak bilindiğini hatırlatan İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma H…
GÜNDEM
SADER Yönetim Kurulu’ndan Ticaret Bakanlığı’na Ziyaret
Tıbbi cihaz sektörünün dış ticaret süreçleri, ürün güvenliği ve denetim uygulamaları ele alındıSağlık Gereçleri Üreticileri ve Temsilcileri Derneği (SADER) Yönetim Kurulu, T.C. Ticaret Bakanlığı Ürün Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürü Hakkı Karabörklü’yü makamında ziyaret etti.Gerçekleştirilen görüşmede, tıbbi cihaz sektörünün dış ticaret süreçler…
GÜNDEM
Dünyanın En İyi Hastaneleri 2026 Araştırmasında Türkiye’den 35 Hastane Yer Aldı
Newsweek ve Statista tarafından hazırlanan “World’s Best Hospitals 2026” araştırmasında Türkiye’den 35 hastane listeye girdi. Türkiye sıralamasının ilk sırasında 91,80 puanla Koç Üniversitesi Hastanesi yer alırken, Hacettepe Üniversitesi Hastanesi 83,54 puanla ikinci, Anadolu Sağlık Merkezi ise 82,10 puanla üçüncü oldu. Araştırmada Türkiye, kürese…
BILIM
Dünya Bilim Forumu Türkiye’de Düzenlenecek
Dünyanın önde gelen akademileri, bilim insanları ve bilimsel alanda karar vericiler, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ev sahipliğinde Türkiye’de buluşuyor. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde yapılacak olan Dünya Bilim Forumu (World Science Forum-WSF), 17-20 Mart 2027 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Forumun Türkiye’nin uluslararası bilim diplom…
DUYURULAR
SAĞLIK
'Siyatik ağrısı önemli omurga problemlerinin habercisi olabilir'
Bacağa vuran her ağrı basit bir kas tutulması olmayabilir diyen Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Buket Süslü, siyatik sinirinin sıkışması sonucu gelişen ... Bacağa vuran her ağrı basit bir kas tutulması olmayabilir diyen Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Buket Süslü, siyatik sinirinin sıkışması sonucu gelişen siyatik ağrısının erken dönemde doğru değerlendirilmesinin kalıcı sinir hasarını önleyebileceğini belirtti. Dr. Süsü, “Belden başlayıp ayağa kadar uzanan ağrıya uyuşma, karıncalanma veya kas güçsüzlüğü eşlik ediyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır” ifadelerini kullandı.‘SİYATİK AĞRISI ALTTA YATAN HASTALIĞIN HABERCİSİ OLABİLİR’Siyatik ağrısının, belin alt kısmından çıkarak kalçadan bacağa kadar uzanan siyatik sinirin sıkışması veya baskı altında kalması sonucu ortaya çıktığını belirten Dr. Süslü, bunun tek başına bir hastalık değil, farklı sağlık sorunlarının belirtisi olduğunu söyledi. Dr. Süslü, “En sık neden bel fıtığıdır. Bunun yanında omurga kanal darlığı, dejeneratif omurga hastalıkları, piriformis sendromu, daha nadir olarak ise omurga tümörleri, enfeksiyonlar, travmalar ve kırıklar da siyatik ağrısına neden olabilir” dedi.‘UZUN SÜRE OTURMAK RİSKİ ARTIRIYOR’Bazı kişilerin siyatik açısından daha yüksek risk taşıdığına dikkat çeken Dr. Süslü, “İleri yaş, obezite, uzun süre oturarak çalışmak, hareketsiz yaşam tarzı, ağır fiziksel aktiviteler ve duruş bozuklukları siyatik gelişimini kolaylaştıran önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Bu nedenle özellikle masa başında çalışan kişilerin düzenli hareket etmeleri ve doğru duruş alışkanlığı kazanmaları büyük önem taşıyor” diye konuştu.‘KAS GÜÇSÜZLÜĞÜ VARSA GECİKMEYİN’Tedavinin altta yatan nedene göre planlandığını belirten Dr. Süslü, “Siyatik tedavisinde öncelikle ağrıya neden olan problem tespit edilir ve buna uygun tedavi uygulanır. Ancak belden başlayıp bacağa yayılan ağrıya ilerleyici uyuşma, duyu kaybı veya kas güçsüzlüğü eşlik ediyorsa bu durum acil değerlendirme gerektirir. Erken tanı ve doğru tedavi sayesinde hem ağrının kronikleşmesi hem de kalıcı sinir hasarı gelişmesi büyük ölçüde önlenebilir” ifadelerini kullandı.Kaynak: DHA
SAĞLIK
Uzmanı Uyardı: Ağır okul çantası çocukların omurga sağlığını tehdit ediyor
Çocukların gelişim döneminde olması nedeniyle ağır çantaların omurga ve kas sistemi üzerinde ek yük oluşturabileceğini söyleyen Medical Park Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr.... Çocukların gelişim döneminde olması nedeniyle ağır çantaların omurga ve kas sistemi üzerinde ek yük oluşturabileceğini söyleyen Medical Park Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Çimen, uzun süre ağır yük taşımanın kas yorgunluğu ve spazmlara yol açabileceğini ifade etti.‘ÇANTA AĞIRLIĞI YÜZDE 10’U GEÇMEMELİ’Okul çantasının ağırlığının çocuğun vücut ağırlığına göre değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Doç. Dr. Çimen, “Birçok uluslararası pediatri ve ergonomi kuruluşu okul çantasının çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10-15’ini aşmamasını öneriyor. Ancak özellikle gelişim çağındaki çocuklar için yüzde 10, daha güvenli bir hedef olarak değerlendirilebilir. Yüzde 15 ise aşılmaması gereken üst sınıra yakın bir değer olarak kabul edilmeli” diye konuştu.‘AĞIR ÇANTA DURUŞ BOZUKLUĞUNA YOL AÇABİLİR’Ağır okul çantalarının çocukların duruşunu ve omurganın çalışma biçimini etkileyebileceğini belirten Doç. Dr. Çimen, ailelerin çocuklarını çantayı taşırken gözlemlemesinin önemli olduğunu söyleyerek şu bilgileri paylaştı:“Çantayı taktıktan sonra belirgin şekilde öne eğilerek yürüme, bir omzun diğerinden daha yukarıda görünmesi, çantayı elleriyle alttan destekleme veya ağırlığı dengelemek için kalçayı öne doğru çıkarma, çantanın çocuk için fazla ağır olduğunun işaretleri olabilir. Okul dönüşünde ortaya çıkan boyun, sırt, bel veya omuz ağrıları da dikkate alınmalı. Kollarda, ellerde veya parmaklarda uyuşma ve karıncalanma, omuzlarda kızarıklık veya derin askı izleri görülmesi halinde de çantanın vücuda fazla baskı yapıp yapmadığı değerlendirilmelidir.”‘ÇANTA İKİ OMUZDA TAŞINMALI’Çantanın tek omuzda taşınmasının vücuda asimetrik yük bindirebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Çimen, çantanın iki omuzda ve vücuda yakın şekilde taşınması gerektiğini belirtti. Doç. Dr. Çimen, “Tek omuzda çanta taşıma alışkanlığı omurga ve kaslar üzerinde dengesiz yük oluşturabilir. Vücut dengeyi korumak için yükün olduğu omuzu yukarı kaldırıp diğer yöne doğru eğilebilir. Bu durum boyun, sırt ve omuz kaslarının sürekli çalışmasına ve zamanla ağrı ve spazmlara yol açabilir. Omurgayı korumak için yükün iki omuza eşit dağıldığı sırt çantaları tercih edilmeli” dedi.‘ÇANTA SEÇİMİNE ERGONOMİYE DİKKAT EDİLMELİ’Çanta seçiminde ergonomik özelliklerin dikkate alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Çimen, “Geniş ve yumuşak pedli omuz askıları yükün omuzlara daha dengeli yayılmasına yardımcı olur. Destekli sırt paneli, göğüs ve bel kemerleri ile çoklu bölme yapısı da yükün vücuda daha dengeli dağılmasını sağlayabilir. Çantanın kendi boş ağırlığının da mümkün olduğunca düşük olması önemlidir. Ağır eşyalar sırta en yakın bölmeye yerleştirilmeli, gereksiz malzemeler ise her gün çantadan çıkarılmalıdır” diye konuştu.‘UZUN SÜREN AĞRILAR GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’Çocuklarda okul döneminde görülen sırt, boyun ve bel ağrılarının takip edilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Çimen, ağrıların çanta hafifletildiği halde devam etmesi durumunda uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Çimen, “Çanta hafifletildiği ve doğru şekilde taşınmaya başlandığı halde ağrıların iki haftadan uzun sürmesi, ağrının gece uykudan uyandırması veya kollarda belirgin güç kaybı ve his değişikliği görülmesi durumunda bir çocuk ortopedi uzmanına başvurulmalıdır” açıklamasında bulundu.‘DÜZENLİ FİZİKSEL AKTİVİTE OMURGA SAĞLIĞINI DESTEKLİYOR’Düzenli fiziksel aktivitenin çocukların omurga ve kas-iskelet sistemi gelişiminde önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Çimen, “Güçlü sırt ve karın kasları omurganın desteklenmesine yardımcı olur. Yüzme, basketbol ve çocuk pilatesi gibi yaşa uygun, omurgayı dengeli çalıştıran aktiviteler kas dengesinin korunmasına katkı sağlayabilir. Çocukların uzun süre hareketsiz kalmaması ve düzenli fiziksel aktivite yapması önemlidir” ifadelerini kullandı.Doç. Dr. Çimen, okullar açılırken ailelerin çocuklarınınomurga sağlığıiçin üç temel noktaya dikkat etmeleri gerektiğini söyleyerek, “Çanta ağırlığının mümkün olduğunca çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10’unu aşmaması, çantanın iki omuzda doğru şekilde taşınması ve çocukların yaşlarına uygun düzenli fiziksel aktivite yapması omurga sağlığının korunması açısından önem taşıyor” dedi.Kaynak: DHA
SAĞLIK
‘Prostat kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir, kontrollerinizi ihmal etmeyin’
MemorialAnkaraHastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Emrah Yakut, “Prostatkanserinde en önemli risk faktörü yaş olmakla birlikte, aile öyküsü ve genetik faktörler de önemli rol oynuyor. Birinci derece... MemorialAnkaraHastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Emrah Yakut, “Prostatkanserinde en önemli risk faktörü yaş olmakla birlikte, aile öyküsü ve genetik faktörler de önemli rol oynuyor. Birinci derece akrabalarında prostat kanseri bulunan erkeklerde hastalık riski artarken, özellikle genç yaşta prostat kanseri tanısı alan birden fazla aile bireyinin bulunması genetik yatkınlığı düşündürüyor. BRCA2 gibi bazı kalıtsal gen mutasyonları da prostat kanseri riskini artırabilir ve bu kişilerde daha erken değerlendirme gerekebilir” diye konuştu.‘ERKEN EVREDE HİÇBİR BELİRTİ GÖRÜLMEYEBİLİR’Doç. Dr. Yakut, “Prostat kanseri erken evrede çoğu zaman herhangi bir belirtiye yol açmayabiliyor. Bu nedenle şikayet bulunmaması hastalık olmadığı anlamına gelmiyor. İdrar yapmada zorlanma, sık idrara çıkma veya gece idrara kalkma gibi şikayetler ise her zaman prostat kanserine işaret etmeyebilir. Bu yakınmalar sıklıkla iyi huylu prostat büyümesine bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Hastalığın ileri evrelerinde ise kemik ağrıları, kilo kaybı ve genel durum bozulması görülebiliyor” ifadelerini kullandı.‘HASTALIK PROSTATLA SINIRLIYKEN TEDAVİ BAŞARISI YÜKSEK’Erken tanının tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Yakut, “Prostat kanserinde erken tanı, tedavi başarısı açısından büyük önem taşımaktadır. Hastalık prostatla sınırlıyken tedavi başarısı oldukça yüksek olabiliyor. Erken tanı sayesinde klinik olarak anlamlı kanserlerin henüz yayılmadan saptanması ve uygun hastalarda küratif, yani hastalığı tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen tedavilerin uygulanması mümkün olabiliyor” dedi.‘PSA YÜKSEKLİĞİ TEK BAŞINA KANSER TANISI KOYDURMUYOR’Doç. Dr. Yakut, “Prostat kanseri tanısında; PSA testi, Parmakla rektal muayene, Multiparametrik prostat MR’ı ve Prostat biyopsisi yöntemlerinden yararlanılmaktadır. PSA yalnızca kansere özgü bir test değil, prostata özgü bir belirteçtir. Buna göre PSA değeri prostat kanserinin yanı sıra iyi huylu prostat büyümesi ve prostat iltihabı gibi durumlarda da yükselebiliyor. Bu nedenle PSA yüksekliği tek başına prostat kanseri tanısı anlamına gelmemektedir. Yüksek PSA saptanan hastalarda klinik değerlendirme yapılarak gerekli görülmesi halinde MR ve biyopsi gibi ileri incelemelere başvurulması gerekmektedir” diye konuştu.‘HER PROSTAT KANSERİ HEMEN TEDAVİ GEREKTİRMİYOR’Her prostat kanseri hastasının hemen tedavi edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Yakut, “Her prostat kanseri hastasının mutlaka hemen tedavi edilmesi gerekmiyor. Özellikle düşük riskli ve yavaş seyirli prostat kanserlerinde aktif izlem önemli bir tedavi yaklaşımı oluyor. Aktif izlem uygulanan hastalar düzenli PSA, muayene, MR ve gerektiğinde biyopsilerle takip ediliyor. Bu yaklaşımın amacı, gereksiz tedavilerin neden olabileceği yan etkilerden kaçınırken hastalıkta ilerleme görülmesi halinde zamanında tedavi uygulanmasını sağlamaktır. Avrupa Üroloji Derneği (EAU) kılavuzlarında da uygun düşük riskli hastalarda aktif izlem standart yaklaşımlardan biri olarak önerilmektedir” ifadelerini kullandı.‘5 ÖNEMLİ TEDAVİ YÖNTEMİ’Doç. Dr. Yakut, tedavi yöntemlerine ilişkin şu ifadeleri kullandı:“Prostat kanserinde tedavi; hastalığın evresine, risk grubuna, hastanın yaşına, genel sağlık durumuna ve yaşam beklentisine göre kişiye özel olarak planlanmaktadır. Başlıca tedavi seçenekleri arasında; Aktif izlem, Radikal prostatektomi, Radyoterapi, Hormon tedavileri ve İleri ve yayılmış hastalıkta ise çeşitli sistemik tedaviler ön plana çıkıyor. Lokalize prostat kanserinde cerrahi veya radyoterapi küratif amaçla uygulanabilirken, hastalığın yayılmış olduğu durumlarda hormonal ve diğer sistemik tedaviler önem kazanıyor”.‘ROBOTİK CERRAHİ HASSAS VE KONTROLLÜ ÇALIŞMA İMKANI SAĞLIYOR’Doç. Dr. Yakut, “Uygun hastalarda robotik radikal prostatektomi de önemli bir tedavi seçeneğidir. Robotik cerrahinin üç boyutlu görüntü, yüksek hassasiyet ve dar anatomik alanlarda daha kontrollü cerrahi çalışma imkanı sunuyor. Robotik cerrahi, uygun hastalarda daha az kan kaybı ve daha hızlı iyileşme gibi avantajlar sağlayabiliyor. Ancak cerrahi tedavide en önemli unsur, yalnızca kullanılan teknoloji değil, doğru hasta seçimi ve cerrahi ekibin deneyimidir” dedi.‘40-50 YAŞLARINDAN SONRA PSA DEĞERLENDİRMESİ ÖNEMLİ’PSA değerlendirmesinin ne zaman yapılması gerektiğinin kişinin risk durumuna göre belirlenmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Yakut, “Prostat kanserinde erken tanı amacıyla PSA değerlendirmesinin ne zaman yapılması gerektiğinin kişinin risk durumuna göre belirlenmesi gerekiyor. Avrupa Üroloji Derneği kılavuzlarına göre, bilgilendirilmiş erkeklerde erken PSA değerlendirmesi genel olarak 50 yaşından itibaren düşünülebiliyor. Aile öyküsü bulunanlarda ve Afrika kökenli erkeklerde 45 yaşından, BRCA2 mutasyonu taşıyanlarda ise 40 yaşından itibaren daha erken değerlendirme öneriliyor. Takip aralıklarının ise kişinin başlangıç PSA değerine ve risk durumuna göre belirlenmesi gerekiyor” diye konuştu.‘PROSTAT KANSERİNDE KİŞİYE ÖZEL RİSK DEĞERLENDİRMESİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR’Doç. Dr. Yakut, sözlerini şu ifadelerle tamamdı:“Prostat kanserinde en önemli yaklaşım kişiye özel risk değerlendirmesidir. Her yüksek PSA kanser olmadığı gibi, her prostat kanseri de hemen tedavi gerektirmez. Doğru hasta için doğru zamanda aktif izlem, cerrahi (açık ve robotik) veya radyoterapinin seçilmesi hem kanser kontrolü hem de yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşıyor. Bu nedenle prostat kanseri açısından değerlendirme ve takip süreci güncel kılavuzlar doğrultusunda, deneyimli bir ürolog tarafından kişiye özel olarak planlanmalıdır.”Kaynak: DHA
SAĞLIK
'Yenidoğan sepsisinde ebeveyn sezgisi önemsenmeli’
Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Turan Tunç, “Bebeğin kan dolaşımına mikropların bulaşması sonucu tüm vücudu etkileyen ciddi bir enfeksiyon hastalığı ola... Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Turan Tunç, “Bebeğin kan dolaşımına mikropların bulaşması sonucu tüm vücudu etkileyen ciddi bir enfeksiyon hastalığı olanyenidoğansepsisi, bağışıklık sistemi henüz olgunlaşmadığı için bebeklerde çok hızlı ilerleyebiliyor. Sepsis, vücudun enfeksiyona karşı aşırı tepki vermesi sonucu gelişir. Bu enfeksiyon bakteriyel, viral veya fungal kaynaklı olabilir. Sepsis basit bir enfeksiyon değildir, geliştiğinde acil müdahale gerektiren bir tabloya yol açabilir ve hayati risk yaratabilir. Özellikle bağışıklık sistemleri henüz gelişmemiş olan yenidoğan bebeklerde saniyelerin bile değer taşıdığı sepsis, erken fark edilmediğinde trajik sonuçlar doğurabiliyor” diye konuştu.'YENİDOĞANDA İLK BİR AY KRİTİK'Prof. Dr. Tunç, “Sepsisin ortaya çıkmasında ilk bir ay çok önemli bir süreçtir. Sepsis erken ve geç başlangıçlı olarak ikiye ayrılıyor. Görülme zamanına göre yenidoğan sepsisi iki grupta değerlendirilir; 0-3 günde yani erken başlangıçlı durumda genellikle doğum sırasında anneden bebeğe geçebilmekte. 4-28 gün arası geç başlangıçlı durumda ise doğumdan sonra çevre, hastane ortamı, hijyen veya temas yoluyla bulaş yaşanabilmektedir. Bu dönemde ev ziyaretçilerinin sayısı ve hijyen kurallarına uyulması özellikle önem taşır” ifadelerini kullandı.'YENİDOĞAN SEPSİSİ İÇİN BU UYARI İŞARETLERİ GÖZ ARDI EDİLMEMELİ'Prof. Dr. Tunç, “Prematüre bebekler, düşük doğum ağırlıklı bebekler sepsis açısından risk altında olabilir. Yine annede GBS taşıyıcılığı varsa bu kişiler de doğumda enfeksiyon kapma riski taşıyabileceğinden bu bebekler de yenidoğan sepsisi açısından risk taşıyabilir. Sepsis gelişimini anlamak için bebeği takip etmek önemlidir. Bebekteki her huzursuzluğu endişelenmeden önemseyin ve takip edin. Normalbebekhuzursuzluğu ile sepsis belirtileri karıştırılmamalıdır. Bebek yalnızca ağlamakla kalmayıp halsizlik, emmede azalma, kusma, ateş veya düşük vücut ısısı, teninde solukluk veya morarma, solunum zorluğu gibi belirtiler gösteriyorsa vakit kaybetmeden acile başvurulmalıdır. Aileler içindeki bir şeyler ters gidiyor hissine güvenmelidir” dedi.“Gebeliğin sonlarında yapılan B Grubu Streptokok (GBS) taraması bu konuda hayati önem taşıyor” diyen Prof. Dr. Tunç, “Taşıyıcı olduğu tespit edilen annelere doğum sırasında uygulanan antibiyotik tedavisi, enfeksiyonun bebeğe geçmesini büyük ölçüde engellemektedir. Doğum şeklinden ziyade hijyen koşulları ve enfeksiyonun bulaşma riski önceliklidir; uzamış ve steril olmayan şartlarda yapılan zorlu doğumlar maalesef yenidoğanda sepsis riskini artırabiliyor” dedi.Prof. Dr. Tunç yenidoğanı sepsisten korumak için ailelere şu önerilerde bulundu:“Anne sütü içerdiği koruyucu antikorlarla bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir ve enfeksiyonlara karşı doğal bir savunma hattı oluşturur. Kanguru bakımı ten tene temas bebeğin annesiyle düzenli olarak ten tene temas ettirilmesi bağışıklık sistemini güçlendirir. Vücut ısısının dengede kalmasına yardımcı olur ve bebek-anne bağını kuvvetlendirir. Hijyen kuralları ise bebeğe dokunmadan önce ellerin mutlaka yıkanması gerekir. Yenidoğan döneminde bebeğin öpülmesinden ve kalabalık ziyaretlerden kaçınılması önerilir. Ayrıca biberon ve emzik kullanımı varsa bunlar da düzenli olarak mikroptan arındırılmalı (sterilize edilmeli), göbek kordonu ise daima temiz ve kuru tutulmalıdır” dedi.Prof. Dr. Tunç, “Fizik muayene, kan ve idrar tahlili ve de kültür ile konulan tanının ardından hastanede damar yoluyla antibiyotik tedavisi uygulanabilir. Sepsiste erken tanı hayat kurtarırken maalesef geç kalındığında kalıcı hasar veya hayati risk artabilir. Tüm bu belirtiler varsa sadece ateş düşürücü şurup verip beklemek en sık yapılan hatalardan biridir. Ayrıca yenidoğanlarda sepsis varlığında, ateşten çok vücut ısısında düşme daha yaygın görülen bir durumdur. Ateş düşüren ilaçlar sepsisi tedavi etmez, yalnızca belirtiyi geçici olarak gizlemektedir” dedi.Kaynak: DHA
BESLENME
Domates Salçası Beyin İşlevlerini Değiştirebilir Mi? Randomize Çalışmadan Dikkat Çekici Sonuç
İspanya’da 42 orta yaşlı yetişkinle yapılan randomize çapraz geçişli klinik çalışmada, üç ay boyunca günde 35 gram domates salçası tüketiminin seçici dikkat ve ilişkisel bellekte sınırlı iyileşmelerle ilişkili olduğu bildirildi.Domatesin içerdiği güçlü antioksidanlardan biri olan likopenin, beyin işlevleri üzerindeki olası etkileri yeni bir klinik çalışmada incelendi.İspanya’daki araştırmacılar, domates tüketiminin sağlıklı orta yaşlı yetişkinlerde bilişsel performans ve beyin bağlantıları üzerinde değişiklik oluşturup oluşturmadığını değerlendirdi.Antioxidants dergisinde yayımlanan randomize klinik çalışmada 42 katılımcı, üç ay boyunca her gün 35 gram domates salçası tüketti.Araştırmacılar, bunun likopen düzeylerindeki değişikliklerle beynin işlevsel bağlantılarındaki değişimleri ilişkilendiren ilk klinik çalışma olduğunu belirtti.Dikkatte artış, bellekte sınırlı iyileşmeScienceAlert'te yer alan habere göre, üç aylık domates salçası tüketiminin ardından yapılan bilişsel testlerde katılımcıların seçici dikkat performansında iyileşme gözlendi.İlişkisel bellekte ise daha sınırlı bir artış saptandı.Bu sonuçlar, 14 kişiden oluşan daha küçük bir grupta gerçekleştirilen beyin görüntülemeleriyle de desteklendi.Ancak araştırmacılar, görüntüleme analizinin küçük bir örnekleme dayanması nedeniyle istatistiksel gücünün düşük olduğunu ve sonuçların çalışmada başlangıçta planlanan düzeltme yönteminden daha esnek bir istatistiksel eşik kullanılarak elde edildiğini belirtti.Beyin ağlarında bağlantı değişiklikleri görüldüBeyin görüntülemelerinde, yüksek likopen içeren beslenme döneminde frontoparietal ve işitsel ağlardaki dinlenme durumundaki bağlantının azaldığı gözlendi.Domates ve diğer likopen kaynaklarının düşük olduğu beslenme döneminde ise dorsal dikkat ağlarındaki dinlenme bağlantısının azaldığı bildirildi.Araştırmacılar bu değişikliklerin, domates tüketiminin geniş ölçekli beyin ağlarında işlevsel yeniden yapılanmayla ilişkili olabileceğini düşündürdüğünü ifade etti.Çalışma ekibine göre gereksiz ağlar arası bağlantıların azalması, sinirsel verimlilik ve uyum kapasitesindeki değişikliklere işaret ediyor olabilir.Benzer beyin adaptasyonlarının daha önce çalışma belleğini geliştirmeye yönelik eğitimlerden sonra da gözlendiği belirtildi.Kandaki likopen belirgin şekilde yükseldiÇalışmada katılımcıların kan değerlerinde de değişiklikler görüldü.Domates ağırlıklı beslenme döneminden sonra kandaki likopen düzeyleri belirgin biçimde artarken, beyin gelişimi ve sinir hücrelerinin işlevleriyle ilişkili BDNF adlı proteinde sınırda bir artış gözlendi.Araştırmacılar, likopen, BDNF ve beyin bağlantıları arasındaki paralel değişimlerin domates tüketimi sonrasında ortaya çıkan olası bir “işlevsel beyin yeniden yapılanmasına” işaret edebileceğini belirtti.Katılımcılar kendi kontrolleri olduAraştırma çapraz geçişli bir tasarımla gerçekleştirildi. Bu yöntemde aynı katılımcılar farklı dönemlerde hem müdahale hem de kontrol koşullarına dahil edildi.Çalışmadan bir hafta önce katılımcılardan domates, karpuz, papaya, greyfurt ve guava gibi likopen açısından zengin besinlerden kaçınmaları istendi.Daha sonra katılımcılar üçer aylık iki farklı beslenme dönemini tamamladı.Dönemlerden birinde her gün domates salçası tüketilirken diğerinde düşük likopen içeren bir beslenme programı uygulandı.İki dönem arasında bir aylık arınma süresi bırakıldı. Katılımcılar bu sürenin ilk üç haftasında normal beslenmelerine devam etti, son hafta ise bir sonraki aşama öncesinde yeniden düşük likopenli beslenmeye geçti.Çalışmanın önemli sınırlılıkları varAraştırmanın körlenmemiş olması önemli sınırlılıklardan biri olarak gösterildi. Hem katılımcılar hem de araştırmacılar kimin domates salçası tükettiğini biliyordu.Bu nedenle araştırmacılar, katılımcıların hangi beslenme grubunda olduklarını bilmelerinin bilişsel testlerdeki motivasyon veya performanslarını etkileyip etkilemediğini tamamen dışlayamadı.Beyin görüntüleme sonuçlarının yalnızca 14 kişiden elde edilmiş olması da sonuçların kesinliğini sınırlandırıyor.Bu nedenle araştırmacılar, mevcut bulguların domates tüketiminin beyin sağlığı üzerinde kesin bir yarar sağladığını kanıtlamadığını, daha büyük ve uzun süreli çalışmalarla doğrulanması gerektiğini belirtti.Etkinin yalnızca likopenden kaynaklandığı bilinmiyorAraştırmacılar, gözlenen sonuçların doğrudan likopen nedeniyle ortaya çıktığını söylemenin de şu aşamada mümkün olmadığını vurguladı.Domates; likopenin yanı sıra çok sayıda başka antioksidan ve vitamin de içeriyor.Daha önce yaşlı yetişkinlerde yapılan küçük çalışmalarda da karotenoid açısından zengin domates tozu içeren ürünlerin işlem hızı, dikkat ve çalışma belleğinde bazı iyileşmelerle ilişkili olduğu bildirilmişti.Başka bir çapraz geçişli çalışmada ise domates tozu içeren karışık meyveli bir içeceğin çalışma belleğinde iyileşmeyle ilişkili olduğu, ancak seçici dikkat üzerinde benzer bir etkinin görülmediği belirtilmişti.Araştırmacılar, domates salçasıyla ilişkili beyin değişikliklerinin uzun vadede devam edip etmediğinin ve klinik açıdan anlamlı sonuçlara dönüşüp dönüşmediğinin belirlenmesi için daha büyük çalışmalar gerektiğinin altını çizdi.Kaynak: Medimagazin
KAMU
Akademisyenlere 'Sosyal Medya Geliri' Yasağı
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, kamu görevlileri ve devlet üniversitelerinde görev yapan akademisyenlerin YouTube, sosyal medya, internet siteleri ve mobil uygulamalardan elde ettiği gelirlerin, memurlar için öngörülen “ticaret ve kazanç getirici faaliyet yasağı” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi.Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Yükseköğretim Kurulu’na (YÖK) gönderdiği yazıda kamu görevlileri ile devlet üniversitelerinde çalışan akademisyenlerin YouTube, sosyal medya, internet siteleri ve mobil uygulamalardan elde ettiği kazançların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki “ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.Hürriyet'in haberine göre, yazının üniversitelere ulaşmasının ardından bazı akademisyenler dijital yayınlarını durdurdu. Sosyal medya kısıtlamasıyla sonuçlanan süreç, YÖK’ün 17 Haziran 2026’da Cumhurbaşkanlığı’ndan akademisyenlerin dijital mecralardaki yayıncılık ve uygulama geliştirme faaliyetlerinin hukuki durumuna ilişkin görüş istemesiyle başlamıştı.Kaynak: Hürriyet
KAMU
Anne Adayları İçin 'Riskli Takip Sistemi' 81 İlde Devrede
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, gebe ve lohusaların takip süreçlerinin daha etkin ve güvenli yürütülmesi amacıyla Riskli Takip Sistemi’nin (RİTAS) 81 ilde devreye alındığını açıkladı.Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Riskli Takip Sistemi’nin (RİTAS) Türkiye genelinde uygulanmaya başladığını duyurdu.“Kıymetli anne ve anne adayları, bu numarayı bir yere not edin: 0312 577 78 78” ifadelerini kullanan Memişoğlu, sistemin gebeler ile lohusaların takip süreçlerini daha etkin ve güvenli yürütmek amacıyla 81 ilde devreye alındığını bildirdi.Koordinatör ebeler takip edecekYeni sistem kapsamında koordinatör ebeler, anne ve bebeklerin sağlık süreçlerini yakından takip edecek. Gebe ve lohusalar, takip sürecinde 0312 577 78 78 numaralı hat üzerinden aranacak.Memişoğlu, “Sağlıklı nesiller için gebelikten lohusalığa uzanan bu özel yolculukta annelerimizin daima yanındayız.” ifadelerini kullandı.Kaynak: Medimagazin
GÜNDEM
DSÖ'den Demans İçin Yeni Rehber: Vakaların Yüzde 45'i Önlenebilir Veya Geciktirilebilir
Dünya Sağlık Örgütü, demans riskinin azaltılmasına yönelik önerilerini güncelledi. Fiziksel ve sosyal olarak aktif kalmak, sigaradan uzak durmak, aşırı alkol tüketmemek ve tansiyon, kolesterol, kan şekeri ile vücut ağırlığını kontrol altında tutmak öne çıkan öneriler arasında.Demansın tam olarak nasıl ve neden başladığı henüz bütün yönleriyle bilinmiyor. Genellikle ileri yaşlarda görülen ve bilişsel işlevlerde gerilemeyle seyreden farklı nörodejeneratif hastalıkları kapsayan demansın gelişiminde çok sayıda faktör rol oynuyor.Bununla birlikte bilim insanları, demans riskini artıran ve değiştirilebilecek faktörler konusunda giderek daha fazla bilgiye ulaşıyor.The Lancet tarafından 2024 yılında yayımlanan kapsamlı bir değerlendirmede, toplum düzeyindeki demans vakalarının yüzde 45’e kadarının 14 potansiyel olarak değiştirilebilir risk faktörüyle ilişkili olduğu tahmin edilmişti.Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de bu bilimsel veriler doğrultusunda demansın önlenmesi veya başlangıcının geciktirilmesine yönelik önerilerini güncelledi.DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, demans riskini belirleyen faktörler hakkında geçmişe kıyasla çok daha fazla bilgi bulunduğunu belirterek, yeni rehberin bu bilgileri uygulanabilir önerilere dönüştürdüğünü ifade etti.Yüzde 45 bireysel risk azalması anlamına gelmiyorUzmanların özellikle dikkat çektiği noktalardan biri, yüzde 45’lik oranın nasıl yorumlanması gerektiği.Bu oran, belirli önlemleri alan bir kişinin demansa yakalanma riskinin yüzde 45 azalacağı anlamına gelmiyor.Tahmin, toplum genelinde görülen demans vakalarının yaklaşık yüzde 45’inin değiştirilebilir 14 risk faktörüyle ilişkili olduğunu gösteriyor.Dolayısıyla bu faktörlerin kontrol altına alınması bireysel riski azaltabilir ancak her kişi için geçerli tek bir risk azaltma oranı bulunmuyor.Kalp sağlığı için önerilenler beyin için de önemliDSÖ’nün önerilerinin önemli bölümü kalp-damar sağlığını korumak için uzun süredir tavsiye edilen yaşam tarzı önlemleriyle örtüşüyor.Fiziksel olarak aktif kalmak, sosyal ilişkileri sürdürmek, sigara kullanmamak, aşırı alkol tüketiminden kaçınmak ve sağlıklı beslenmek bunların başında geliyor.Bunun yanı sıra yüksek tansiyonun, kolesterolün, kan şekerinin ve vücut ağırlığının kontrol altında tutulması öneriliyor.Beyin sağlığı ile kalp-damar sistemi arasında yakın ilişki bulunduğu için kardiyovasküler riskleri azaltan birçok önlemin aynı zamanda demans riskinin azaltılması açısından da önem taşıdığı belirtiliyor.İşitme kaybı da risk faktörleri arasındaSon yıllarda işitme kaybı ile demans arasındaki ilişkiye yönelik kanıtlar da güçleniyor.Daha önce yapılan büyük bir klinik çalışmada, bilişsel gerileme açısından yüksek risk taşıyan bazı yaşlı yetişkinlerde işitme cihazı kullanımının bilişsel gerilemeyi yaklaşık yüzde 50 oranında yavaşlatabildiği bildirilmişti.İşitme kaybının demans riskini neden artırabileceği tam olarak bilinmiyor.Araştırmacılar, sesleri anlamak için beynin daha fazla çaba harcamasının ve işitme kaybının yol açabileceği sosyal izolasyonun bu ilişkide rol oynayabileceğini düşünüyor.Bazı risk faktörlerini değiştirmek bireysel olarak zorDemansla ilişkili 14 risk faktörünün tamamını kişinin kendi başına değiştirmesi mümkün değil.Örneğin erken yaşlarda düşük eğitim düzeyi, yıllar sonra geri döndürülmesi mümkün olmayan faktörler arasında yer alıyor.Hava kirliliği de demansla ilişkilendirilen risklerden biri.DSÖ, mümkün olduğu ölçüde hava kirliliğine maruziyetin azaltılmasını öneriyor. Ancak yaşanılan şehirdeki hava kalitesi gibi çevresel koşulların bireylerin veya sağlık profesyonellerinin doğrudan kontrolü dışında olabileceğine dikkat çekiliyor.Görme kaybı ve uyku konusunda kanıtlar henüz yeterli değilBir durumun demans riskiyle ilişkili olması, o duruma yönelik müdahalenin demansı önlediği anlamına gelmiyor.Örneğin görme kaybı demans riskiyle ilişkilendirilmiş olsa da DSÖ, görme bozukluklarının tedavi edilmesinin özellikle demans riskini azaltmak amacıyla önerilebilmesi için yeterli kanıt bulunmadığını belirtiyor.Benzer bir durum uyku için de geçerli.Kaliteli uykunun genel sağlık açısından önemli olduğu ve kötü uyku ile demans riski arasında ilişki bulunduğu biliniyor.Ancak uyku kalitesini artırmaya veya uyku-uyanıklık bozukluklarını tedavi etmeye yönelik girişimlerin doğrudan demans riskini azalttığını gösterecek yeterli kanıt henüz bulunmuyor.Demansı önlemek için vitamin ve omega-3 önerilmiyorDSÖ’nün dikkat çeken önerilerinden biri de takviyelerle ilgili.Kuruluş, tanısı konmuş bir besin eksikliği bulunmadığı sürece demansı önlemek amacıyla B vitamini, E vitamini, omega-3 takviyeleri veya multivitamin-mineral komplekslerinin kullanılmasını önermiyor.Bugüne kadar yapılan klinik çalışmaların, bu takviyelerin bilişsel gerilemeye karşı koruyucu olduğunu gösteren ikna edici kanıt sağlamadığı belirtiliyor.Ayrıca vitamin ve diğer takviyelerin yüksek dozlarda kullanılmasının istenmeyen veya zararlı etkilere yol açabileceğine dikkat çekiliyor.“Risk faktörleri bütüncül biçimde ele alınmalı”DSÖ, demansın önlenmesine yönelik tek bir ilaç veya müdahalenin bulunmadığını vurguluyor.Kuruluşa göre demans risk faktörlerinin bütüncül biçimde ele alınması gerekiyor çünkü birçok risk aynı kişide birlikte bulunabiliyor ve yaşam boyunca birikebiliyor.Sağlık profesyonellerinin de koruyucu yaklaşımı kişinin mevcut risk faktörlerine ve sağlık durumuna göre şekillendirmesi öneriliyor.Yeni rehber, demansın tamamen önlenebilir olduğu anlamına gelmiyor. Tüm koruyucu önlemlere uyan kişilerde de demans gelişebiliyor.Ancak dünya genelinde on milyonlarca kişinin demansla yaşadığı düşünüldüğünde, gelecekteki vakaların bir bölümünün önlenmesi veya hastalığın başlangıcının geciktirilmesi hem bireysel hem de toplumsal açıdan önemli sonuçlar doğurabilir.Kaynak: Medimagazin
BILIM
Araştırma: Bilim İnsanları Burun İle Beyin Arasındaki Sinir Devresini Keşfetti
Bilim insanları, burundan alınan düzenli ve yavaş nefesin kaygıyı azalttığını ortaya koyan doğrudan bir burun-beyin sinir devresi tespit etti.ABD'de yürütülen yeni bir nörobilim araştırmasında, burundan nefes alıp vermenin kaygıyı yatıştırdığını gösteren ‘burun-beyin’ sinir devresi keşfedildi. Yapılan fare deneylerinde, burun boşluğundaki koku alma duyusu nöronlarının sadece kokuları değil, içeri giren hava akımını da algıladığı saptandı. Elde edilen verilere göre, burundan çekilen havanın sıklığı, koku soğancığı üzerinden beynin duygu ve stres merkezi olan amigdala bölgesine doğrudan sinyaller gönderiyor."Hızlı nefes kaygıyı artırıyor"Söz konusu sinir yolunun çift yönlü çalıştığına dikkat çekilen araştırmada, burundan alınan nefesin sıklığı ve hızının kaygı seviyesini doğrudan belirlediği belirtildi. Burundan hızlı ve yüzeysel nefes almanın kaygı benzeri davranışları tetiklediği, yavaş ve derin nefes almanın ise sinir iletimini dengeleyerek sakinleşme sağladığı gözlemlendi.Bulguların henüz hayvan modellerine dayandığını ve insan testleriyle desteklenmesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, ağız yerine burundan yarı yarıya daha yavaş nefes almanın kaygıyı kontrol altına almada doğal ve etkili bir tedavi sunabileceğini aktardı.Kaynak: DHA