Bizi Takip Edin

mRNA'dan sonra tRNA: Binlerce genetik hastalığa karşı tek tedavi olabilir

Yeni "tRNA" teknolojisi, birden fazla genetik bozukluğa karşı kullanılabilecek tek bir tedavi sunabilir.

Habere Git

KARACİĞER TÜMÖRLERİNDE GİRİŞİMSEL TEDAVİ KONFORU

Yaşamın sürdürülmesi için hayati öneme sahip olan karaciğer, hem kendi dokusundan gelişen primer yani birincil tümörlerin hem de başka organlardan yayılan metastatik tümörlerin görülebildiği nadir organların başında geliyor. Vücut için herhangi bir yedeği ya da alternatifi de bulunmayan karaciğerdeki tümörlerin tedavi planı, tümörün türü, boyutu, sayısı, yerleşimi ve hastanın genel sağlık durumu gibi birçok faktörle

Habere Git

Özel Sağlıkta Büyük Planlama: 34 Yeni Hastane, 239 Uzman Kadrosu Ve 2 Bin 620 Yatak

Özel Sağlıkta Büyük Planlama: 34 Yeni Hastane, 239 Uzman Kadrosu Ve 2 Bin 620 Yatak

Habere Git

Çorum Fizik Tedavi Hastanesi Bakanlığın Yatırım Programına Alındı

Ankara İskilipliler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Daşcı'nın, Çorum'un fizik tedavi ve rehabilitasyon alanındaki ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Sağlık Bakanlığına yaptığı kapsamlı resmi başvuru önemli bir aşamaya ulaştı. Sağlık Bakanlığı, "Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi Hastanesi Ek Bina Yatırımı"nı 2027 yılı yatırım programına alınmak üzere Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına sundu.

Habere Git

Sağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!

Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.

Habere Git
SAYI: 351 | TEMMUZ 2026

351. Sayı

Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.

Dijital Okuma
PDF İndirme Seçeneği
İnteraktif Flipbook
351. Sayı

CANLI YAYIN TAKVİMİ

TÜMÜNÜ GÖR >
05
Kas
Prş
09:00 CANLI

3. Ulusal Biyomedikal Kongresi 5–8 Kasım 2026 tarihlerinde, Antalya'da Kremlin Palace Otel'de

İZLE
01
Nis
Prş
10:00 CANLI

OHSAD Kurultayı – Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantıları

Prof. Dr. Kemal Memişoğlu - T.C. Sağlık Bakan
İZLE
15
Nis
Prş
10:00 CANLI

Tüyap Expomed Eurasia İstanbul Medikal Fuarı

İZLE

ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR

TÜMÜNÜ GÖR >
Muayene Katılım Payı Nedir?|Sağlıkla Güvende Kalın 79. Bölüm
RÖPORTAJ

Muayene Katılım Payı Nedir?|Sağlıkla Güvende Kalın 79. Bölüm

16 Ağustos 2026 29
KLS Martin’in İleri Cerrahi Çözümleri Oypa Medikal Güvencesiyle Türkiye’de
RÖPORTAJ

KLS Martin’in İleri Cerrahi Çözümleri Oypa Medikal Güvencesiyle Türkiye’de

09 Ağustos 2026 62
PAQEN: Tıbbi Cihazlarda İnovasyon, Regülasyon ve AR-GE’nin Güçlü Ortağı
RÖPORTAJ

PAQEN: Tıbbi Cihazlarda İnovasyon, Regülasyon ve AR-GE’nin Güçlü Ortağı

09 Ağustos 2026 65
DAŞCI EĞİTİM MODELİ: TEORİ İLE UYGULAMA İLK YILDAN BİRLİKTE BAŞLAMALIDIR
KÖŞE YAZISI

DAŞCI EĞİTİM MODELİ: TEORİ İLE UYGULAMA İLK YILDAN BİRLİKTE BAŞLAMALIDIR

Mustafa DAŞCI

04 Eylül 2026 28

GÜNCEL HABERLER

TÜMÜNÜ GÖR >
ABD'de 12 yaş altına zayıflama ilacı kullanımı arttı SAĞLIK
SAĞLIK

ABD'de 12 yaş altına zayıflama ilacı kullanımı arttı

ABD'de yapılan bir araştırma, obezite tedavisinde kullanılan GLP-1 grubu zayıflama ilaçlarının 8-11 yaş grubundaki çocuklara yazılma oranının son yıllarda hızla arttığını ortaya koydu. Pediatrics dergisinde yayımlanan araştırmada,obezitetanısı bulunan vediyabethastası olmayan 8-11 yaşlarındaki 3,5 milyondan fazla çocuğun verileri incelendi.Araştır…

04 Eylül 2026 37
Brezilya'da avlanan ton balıklarının yüzde 96'sında parazit çıktı SAĞLIK
SAĞLIK

Brezilya'da avlanan ton balıklarının yüzde 96'sında parazit çıktı

Bilim insanları Brezilya'da ton balıklarında toplam 1.600'den fazla parazit tespit ederken, bunların bir bölümünün insanların tükettiği kas dokusunda bulunduğunu belirledi. Brezilya'da yapılan bir araştırmada, incelenen ton balıklarının yüzde 96'sında parazit solucanlara rastlandı. Bilim insanları 53 balıkta toplam 1.600'den fazla parazit tespit e…

04 Eylül 2026 27
“Bıçak Parası” Soruşturması Derinleşiyor: 51 Hastadan Milyonluk Ödeme İddiası GÜNDEM
GÜNDEM

“Bıçak Parası” Soruşturması Derinleşiyor: 51 Hastadan Milyonluk Ödeme İddiası

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi’nde görevli ortopedi uzmanı S.E., ameliyatları kendisinin gerçekleştirmesi karşılığında hastalardan para istediği iddiasıyla tutuklandı. Soruşturma kapsamında 51 hastadan 2 milyon 649 bin 500 TL’lik ödeme yapıldığı belirlenirken, 30 kişiyle ilgili daha inceleme başlatıldığı bildirildi.Soruştur…

04 Eylül 2026 30
İbrahim Tatlıses'in son hali sevenlerini korkuttu SAĞLIK
SAĞLIK

İbrahim Tatlıses'in son hali sevenlerini korkuttu

Safra kesesinde enfeksiyon tespit edilmesinin ardından geçirdiği operasyon sonrası fizik tedavi gören 74 yaşındaki İbrahim Tatlıses, tedavisinin tamamlanmasıyla hastaneden taburcu edildi. Yaz tatili için Çeşme'ye giden usta sanatçının burada görüntülenen son hali, hayranlarını endişelendirdi. Sağlıksorunları nedeniyle bir süredir tedavi gören İbra…

04 Eylül 2026 25
 
Van'da Akademik Yıl Açılışı ve Belge Takdim Töreni SAĞLIK
SAĞLIK

Van'da Akademik Yıl Açılışı ve Belge Takdim Töreni

SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 2026-2027 akademik yılı açılışı yapıldı, akademik yükselen personele belgeleri verildi. Rektör Aydın, eğitim ateşinin yandığını; İl Sağlık Müdürü Tosun ise yatak kapasitesinin iki katına çıkarılacağını belirtti. SağlıkBilimleri Üniversitesi (SBÜ) Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2026-2027 akademik yılı açılışı ile akademik yükselme ve belge takdim töreni düzenlendi.SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen törende, 2026-2027 akademik yılının açılışı yapılırken akademik yükselme sağlayan personele belgeleri takdim edildi. Törene Van Vali Vekili Musa Göktaş, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Emirşah Baştoğ, SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Van YYÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cemil Göya, İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda sağlık çalışanı katıldı."Hastanede bir eğitim ateşi yanıyor"Programda konuşan SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun sağlık hizmetlerinin Anadolu'nun tamamına eşit şekilde dağıtılması ve şehirler arası sevklerin önüne geçilmesi amacıyla başlattığı eğitim ve araştırma hastanesi sürecinde önemli bir aşamaya gelindiğini belirtti. 3 yıl önce hastanede akademik yapılanmanın bulunmadığını hatırlatan Rektör Aydın, "Bugün 70'e yakın araştırma görevlimiz, 20'ye yakın öğretim üyemiz ve 400'e yakın doktorumuzla bu hastanede bir eğitim ateşi yanıyor. Biz de bu eğitim ateşine nasıl daha fazla katkı verebiliriz diye Bakanımız ve ekibiyle yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Kendisine burada, huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Çünkü Bakanımız Kemal Memişoğlu, bu akademik kadroların her eğitim ve araştırma hastanesinde ne kadar talep varsa tümünü karşılamak üzere yoğun bir çalışma sürdürüyor. Bizimle kadro çalışmalarını sürdürüyor ve önümüzdeki günlerde de mevcut kadro bekleyen arkadaşlarımızın kadro ilanlarını yapmaya çalışıyoruz" dedi.Sağlıkta dönüşüm sürecinde önemli bir noktaya gelindiğini dile getiren Aydın, "Üreten sağlık modeliyle Türkiye'nin sağlık ihracatından sağlık ihracatına geçecek bir hamlenin başlangıcını ve iki yıldır çok başarılı bir sonucu gördüğümüz bu süreçte Bakanımıza ve ekibine çok çok teşekkür ediyorum" diye konuştu."Yatak kapasitemizi iki katına çıkaracağız"Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun ise kentte sağlık yatırımlarının sürdüğünü belirterek, önümüzdeki 4 yıl içerisinde yatak kapasitesinin iki katına çıkarılmasının hedeflendiğini söyledi. Cumhurbaşkanı ve Sağlık Bakanının öncülüğünde önemli yatırımlar gerçekleştirdiklerini ifade eden Tosun, "İnşallah önümüzdeki dört yıl süresince yapacağımız inşaatlar ve bitireceğimiz sağlık tesisleriyle şu anki yatak kapasitemizi tam iki katına çıkarıp nitelikli sağlık hizmetini daha da ileriye taşıyacağız. Şu an projesi devam eden ve inşaatı başlayan, sadece merkezde üç tane ikinci basamak hastane projemiz var. İnşallah 2029 yılının sonuna kadar bunları tamamladıktan sonra hem Van YYÜ'de hem de Sağlık Bilimleri Üniversitemiz tamamen üçüncü basamak sağlık hizmetini daha kaliteli ve üst düzeyde sunmaya başlayacaktır" ifadelerini kullandı."79 asistanın eğitimini üstlenmiş bulunuyoruz"Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya da hastanenin özellikli sağlık hizmetleri sunma noktasında iyi bir seviyeye ulaştığını belirterek, "Bugün 6 klinik kurarak 79 asistanın eğitimini kurumumuzda üstlenmiş bulunuyoruz. Bu kurumun başhekimi ve kardiyoloji kliniğinin hocası olarak bundan gurur duyduğumu belirtmek istiyorum. Doğu Anadolu'nun en doğusunda, çok sayıda ilin umudu ve çok sayıda ilin ileri sevk merkezi konumundayız. Bu nitelikli sağlık hizmetlerinin yanında tabii ki bizim iyi bir eğitim sürecini de planlamamız gerekiyordu. Burada da gerçekten gözlemlerim ve veriler ortada. Hem kongrelerdeki bildiriler hem de yapılan klinik çalışmalar, asistanlarımızın da iyi bir eğitim aldığını, hocalarımızın da iyi bir çaba gösterdiğini ve yoğun bir uğraş içerisinde olduğunu ortaya koyuyor. Bunu gözlemliyorum ve bundan da mutluluk duyuyorum" dedi.Programda akademik başarı gösteren sağlık çalışanları ve akademisyenler tebrik edilirken, akademik yükselme sağlayan personele belgeleri takdim edildi. Tören, hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.

04 Eylül 2026 21
DİYABETE KARŞI 7 ETKİLİ ÖNLEM! SAĞLIK
SAĞLIK

DİYABETE KARŞI 7 ETKİLİ ÖNLEM!

Dünya, hızla yayılan “sessiz bir salgınla” karşı karşıya! Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun güncel verilerine göre; dünyada 589 milyon yetişkin diyabetle yaşarken, Türkiye yaklaşık 9,6 milyon yetişkin diyabetliyle Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. Ülkemizde diyabetli sayısının 12 milyona yaklaştığının tahmin edildiğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, “Hastalık sinsi ilerlediği için; çok su içme, Dünya, hızla yayılan “sessiz bir salgınla” karşı karşıya! Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun güncel verilerine göre; dünyada 589 milyon yetişkin diyabetle yaşarken, Türkiye yaklaşık 9,6 milyon yetişkin diyabetliyle Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. Ülkemizde diyabetli sayısının 12 milyona yaklaştığının tahmin edildiğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, “Hastalık sinsi ilerlediği için; çok su içme, sık idrara çıkma, açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik, bulanık görme ve geç iyileşen yaralar gibi belirtiler çoğu zaman geç fark ediliyor. Ülkemizdeki her 2 diyabet hastasından 1’inin hastalığından haberdar olmadığını düşünürsek, önümüze çok daha çarpıcı bir tablo çıkmaktadır. Üstelik henüz diyabet olmayan ama şekeri sınırda seyreden milyonlarca prediyabetli ve insülin direnci taşıyan vatandaşımız da kapının eşiğinde bekliyor” diyor.Diyabetin yaygınlaşmasında genetik yatkınlığın yanı sıra obezite, hareketsizlik, rafine şeker ağırlıklı beslenme, stres ve uykusuzluğun önemli rol oynadığını vurgulayan Doç. Dr. Batman “İyi haber şu ki; Tip 2 diyabet büyük ölçüde önlenebilir bir hastalıktır. Vücut ağırlığınızın yüzde 5-10’unu vermeniz, riskli gruptaysanız diyabet gelişme olasılığını yüzde 58’e varan oranda azaltabilir. Diyabet kader değildir. Genlerimizi seçemeyiz ama sofraya ne koyduğumuzu, ne kadar yürüdüğümüzü, kaçta yattığımızı ve yılda bir kez kan verip vermediğimizi biz seçeriz. Bazı basit kurallara dikkat etmek, sadece diyabetten değil; kalp krizinden, tansiyondan ve daha nice hastalıktan koruyan bir sağlık sigortasıdır” diye konuşuyor.Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman , diyabete karşı 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.Özellikle karın çevrenizde biriken yağlar metabolik hastalıklar açısından büüyük önem taşımaktadır. Erkeklerde bel çevresinin 102, kadınlarda ise 88 santimetreyi aşması, insülin direnci ve diyabet açısından bir uyarı işaretidir. Yalnızca tartıdaki kilo değil, bel ölçüsündeki değişim de düzenli olarak takip edilmelidir. Vücut ağırlığınızın yüzde 5-10’unu vermeniz, riskli gruptaysanız diyabet gelişme olasılığını yüzde 58’e varan oranda azaltabilir. Örneğin; 90 kiloysanız 5-9 kilo vermeniz bile sağlığınız açısından önemli bir değişim sağlayabilir. Küçük ama kalıcı kilo kayıpları, büyük ancak geçici kayıplardan her zaman daha değerlidir. Kısa sürede fazla kilo vermeyi hedefleyen ağır diyetler yerine, sürdürülebilir bir beslenme ve hareket düzeni oluşturulmalıdır.Kola, gazoz, hazır meyve suları ile şekerli çay ve kahve karışımları, kan şekerini roket hızıyla yükseltir ve pankreasın her gün fazla çalışmasına neden olur. Günde tek bir kutu şekerli içeceğin bile düzenli tüketilmesi Tip 2 diyabet riskini belirgin şekilde artırır. Beyaz ekmek, pirinç ve şekerli unlu mamuller gibi rafine karbonhidratları azaltıp yerine tam tahılları koymak, kan şekerinin daha yavaş ve dengeli yükselmesini sağlar. Tatlı ihtiyacı meyveden karşılanmalı; içecek olarak su, sade maden suyu, ayran ve şekersiz çay tercih edilmelidir.Doç. Dr. Adnan Batman: “Kaslarımız, şekeri yakan en büyük fabrikamızdır; hareketsiz kaldıkça bu fabrika kapanır. Haftada en az 150 dakika, yani günde yarım saat tempolu yürüyüş, insülin duyarlılığını artırarak diyabet riskini ciddi biçimde azaltır. Spor salonuna gitmek şart değil: Asansör yerine merdiven kullanmak, servisten bir durak önce inmek, akşam yemeği sonrası mahalle turu bile işe yarar. Bir kural daha ekleyin: Masa başında her 30-45 dakikada bir kalkıp birkaç dakika hareket edin; uzun süre kesintisiz oturmak, spor yapanlarda bile başlı başına bir risk faktörüdür” diyor.Tabağınızın yarısının sebze ve salatadan, dörtte birinin tavuk, balık veya baklagiller gibi protein kaynaklarından, kalan dörtte birinin ise tam tahıllardan oluşturulması makrobesin dengesi adına önemlidir. Haftada en az iki gün balık tüketilmesi; zeytinyağına, lifli besinlere ve her gün bir avuç çiğ kuruyemişe beslenmenizde yer verilmesi gereklidir. Salam ve sosis gibi işlenmiş etlerin, paketli atıştırmalıkların ve hazır gıdaların mümkün olduğunca sınırlandırılması sağlık açısından önemlidir. Lifli beslenme yalnızca kan şekerinizin değil, tansiyonunuzun ve kolesterolünüzün dengelenmesine de katkı sağlar.Doç. Dr. Batman, uykusuzluk ve kronik stresin, diyabetin gözden kaçan iki suç ortağı olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Düzenli olarak 6 saatten az uyuyanlarda insülin direnci ve diyabet riski belirgin şekilde artar; çünkü uykusuz beden, stres hormonu kortizolü yüksek tutar ve iştah hormonlarını alt üst ederek bizi gece atıştırmalarına iter. Günde 7-8 saatlik kaliteli uyku bir lüks değil, tedavi gibi görülmelidir. Bunun yanında yatış saatinizin gece 11’den geç olması biyolojik yaşlanmayı hızlandırmaktadır. Stresle başa çıkmak için de herkesin kendine uygun yöntemi bulması gerekir; yürüyüş, nefes egzersizi, hobi, dua, dostlarla sohbet… Ekran karşısında gece yarılarına kadar oturmak ise hem uykuyu hem şekeri bozan çifte kavrulmuş bir zarardır.”Sigaranın yalnızca akciğerlerinize zarar verdiğini düşünmeyin. Sigara kullananlarda Tip 2 diyabet riski, kullanmayanlara göre yüzde 30-40 daha yüksektir. Sigara insülin direncini artırır, pankreasın insülin salgılayan hücrelerine zarar verir ve yağın en tehlikeli bölge olan karın çevresinde birikmesine yol açar. Diyabeti olan bir kişi sigara içmeye devam ederse kalp krizi, böbrek hasarı ve damar tıkanıklığı riski katlanarak büyür. Bırakıldığında risk yıllar içinde geriler. Sigara bırakma polikliniklerinden ve uygulanan tedavilerden destek alınması gerekir. Bırakmak için en doğru gün bugündür.Diyabet yıllarca hiçbir belirti vermeden damarları yıpratabilir. Bu nedenle en etkili silahın erken tanı olduğunu belirten Doç. Dr. Adnan Batman şöyle konuşuyor: “35-40 yaşından itibaren herkes yılda bir kez kontrolden geçmelidir. Ailesinde diyabeti olanların, fazla kilolu bireylerin ve gebelik şekeri öyküsü olan kadınların ise daha erken yaşta, yılda bir kez açlık kan şekeri ve gerekirse üç aylık kan şekeri ortalamasını gösteren HbA1c değerinin ölçülmesi gerekir. Açlık şekerinin 100-125 mg/dl arasında olması ‘prediyabet’ demektir. Prediyabet bir hastalık ilanı değil, yaşam tarzınızı değiştirmek için altın değerinde bir son çağrıdır. Ülkemizde milyonlarca kişi diyabetli olduğunu bilmiyor. Siz de onlardan biri olmayın; rakamlarınızı öğrenin ve düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin.”

04 Eylül 2026 3
ANNE KARNINDA MARUZ KALINAN KİMYASALLAR KANSERE ZEMİN HAZIRLIYOR SAĞLIK
SAĞLIK

ANNE KARNINDA MARUZ KALINAN KİMYASALLAR KANSERE ZEMİN HAZIRLIYOR

Çevresel kirliliğin çocukluk çağı kanserleri üzerindeki etkisine dikkat çeken Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bayram, büyüme dönemindeki çocukların kimyasal maddelere karşı çok daha hassas olduğunu belirtti. Özellikle gebelik dönemindeki maruziyetin önemine işaret eden Prof. Dr. Bayram, “Bu süreçte enfeksiyonlar, kimyasallar ve radyasyon gibi dış etkenler gelişimi bozabilir, ilerleyen yıllarda kansere zemin hazırlayabilir” Çevresel kirliliğin çocukluk çağı kanserleri üzerindeki etkisine dikkat çeken Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bayram, büyüme dönemindeki çocukların kimyasal maddelere karşı çok daha hassas olduğunu belirtti. Özellikle gebelik dönemindeki maruziyetin önemine işaret eden Prof. Dr. Bayram, “Bu süreçte enfeksiyonlar, kimyasallar ve radyasyon gibi dış etkenler gelişimi bozabilir, ilerleyen yıllarda kansere zemin hazırlayabilir” diye konuştu.Çocukluk çağı kanserleri nadir görülmekle birlikte dünya genelinde yüzbinlerce vaka olduğu için ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak önemini koruyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bayram, Sağlık Bakanlığı verilerine göre tüm kanser vakalarının yaklaşık yüzde 1-2’sini çocukluk çağı kanserlerinin oluşturduğunu ve her yıl yaklaşık 4700 yeni vakanın tanı aldığını anlattı.“KİRLENEN DÜNYA ÇOCUKLARIMIZI DA HASTA EDİYOR”Hastalıkların ortaya çıkmasında birçok etken söz konusu olmakla birlikte özellikle son yıllarda tüm dünyanın gündeminde olan çevre kirliliğinin çocukluk çağı kanserleri üzerindeki etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Bayram, sözlerine şöyle devam etti: “Yapılan birçok araştırmayla hava kirliliğinden pestisitlere kadar birçok etkenin çocukluk çağı kanserleri arasında bağlantı tespit edilmiş. Türlere göre farklılık görülse de en sık rastlanan kanser türleri olduğu için lösemi ve lenfomada ilişki daha net ortaya konmuş durumda. Bununla birlikte gebelik dönemi ya da erken çocukluk dönemi gibi kirlilik etkenlere maruz kalınan zamanlama da çok önemlidir.”BÜYÜME DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLAR KİMYASALLARA KARŞI DAHA HASSASÇevresel kirliliğin çocukluk çağı kanserleri üzerindeki etkisine dikkat çeken Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bayram, büyüme dönemindeki çocukların kimyasal maddelere karşı çok daha hassas olduğunu belirterek, “Çocuklar büyüyen bir organizma olduğu için çevresel kirliliğe yetişkinlere kıyasla çok daha duyarlıdır. Sanayi atıkları, hava kirliliği ve gıdalardaki kimyasal kalıntılar çocukları daha fazla etkiler. Özellikle anne karnındaki dönem en hassas dönemdir. Bir hücreden 50 santimetrelik bir bebeğe dönüşen çok hızlı hücre bölünmesi söz konusudur. Bu süreçte enfeksiyonlar, kimyasallar ve radyasyon gibi dış etkenler gelişimi bozabilir, ilerleyen yıllarda kansere zemin hazırlayabilir” dedi.‘GIDALARDAKİ EN UFAK KİMYASAL KALINTILAR HÜCRELERİ BOZUYOR’Çevresel kirlenmenin bağışıklık sistemi üzerine etkilerini anlatan Prof. Dr. Bayram, şunları söyledi: “İnsan; hava, su ve gıdaya muhtaç bir canlıdır. Bu kaynaklar temiz olmadığında bağışıklık sistemi zayıflar. Çevre kirliliği bağışıklık hücrelerini de etkileyerek kanser hücrelerinin tanınmasını zorlaştırır. Biz kendi yaptığımız araştırmalarda da lösemili çocuklarda kemik iliğinde sağlıklı çocuklara göre daha fazla pestisit kalıntısı tespit ettik. Gıdalardaki küçük miktardaki kimyasallar bile zaman içinde vücutta birikerek hücrelere zarar verir.”Çocukların çevresel faktörlere karşı yetişkinlerden daha savunmasız olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bayram, “Sanayi atıkları, hava kirliliği ve gıdalardaki kimyasal kalıntılar çocukları yetişkinlere göre daha fazla etkiler. Anne karnındaki dönem ise en kırılgan dönemdir. Bu nedenle hamile kadınların kimyasal maddelerden, özellikle saç boyası gibi ürünlerden uzak durması ve tükettikleri gıdaların kimyasal kalıntı içermediğinden emin olması gerekir” dedi.“DOĞAYI KİRLETTİKÇE KİRLENİYORUZ”Genetik mutasyonlara da dikkat çeken Prof. Dr. Bayram, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mutasyon, annede ya da babada oluşan genetik bir değişikliğin çocuğa geçmesidir. Üreme hücrelerinde çevresel toksinlere bağlı ortaya çıkan mutasyonlar, çocukta daha erken yaşta kansere neden olabilir. Çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 20’sinin altında genetik bir yatkınlık olduğunu biliyoruz. Doğayı kirlettikçe biz de kirleniyoruz. Çevreyi korumadığımız sürece kanser ve genetik hastalıkların artması kaçınılmazdır. Doğayı korumak aslında kendi sağlığımızı korumaktır.”‘ÇOCUKLUK ÇAĞI KANSERLERİNDE EN SIK AKUT LÖSEMİ GÖRÜLÜYOR’Çocukluk çağı kanserlerinin görülme sıklığına ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Bayram, “En sık akut lösemi görülüyor, onu lenfomalar ve merkezi sinir sistemi tümörleri takip ediyor. Çevre kirliliği arttıkça bu kanserlerde yavaş ama düzenli bir artış söz konusu. Sanayileşmiş bölgelerde bu artış daha belirgin. Atıkların iyi filtrelenmesi, toprağa ve suya karışmasının engellenmesi şarttır; aksi halde bu kimyasallar gıdalar aracılığıyla tekrar bize geri döner. Buna bir de yoğun böcek ilacı kullanımı eklenince risk katlanıyor” dedi.

04 Eylül 2026 2
DR. ÖĞR. ÜYESİ AHMET KAYHAN ŞEN: “HASTALIĞI TEDAVİ ETMEKTEN ÖNCE SAĞLIĞI KORUMALIYIZ” SAĞLIK
SAĞLIK

DR. ÖĞR. ÜYESİ AHMET KAYHAN ŞEN: “HASTALIĞI TEDAVİ ETMEKTEN ÖNCE SAĞLIĞI KORUMALIYIZ”

Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Uz. Dr. Ahmet Kayhan Şen, Halk Sağlığı Haftası kapsamında koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekerek “Sağlıklı olmak için hastalanmayı beklememeliyiz. Düzenli kontroller, doğru beslenme, fiziksel aktivite, bağımlılıklardan uzak durma ve yaşa uygun kanser taramaları, sağlığımız için atabileceğimiz en değerli adımlar arasında yer almaktadır” dedi. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Uz. Dr. Ahmet Kayhan Şen, Halk Sağlığı Haftası kapsamında koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekerek “Sağlıklı olmak için hastalanmayı beklememeliyiz. Düzenli kontroller, doğru beslenme, fiziksel aktivite, bağımlılıklardan uzak durma ve yaşa uygun kanser taramaları, sağlığımız için atabileceğimiz en değerli adımlar arasında yer almaktadır” dedi.Halk Sağlığı Haftası’nın toplumda sağlık bilincini artırmak açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kayhan Şen, sağlık hizmetlerinin yalnızca hastalıkların tedavisine odaklanmaması gerektiğini vurguladı.Halk Sağlığı Haftası’nın “hastalığa değil, sağlığa yatırım yapmak” felsefesinin en güçlü şekilde vurgulandığı dönem olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kayhan Şen, “Tedavi edici hizmetlerin maliyeti ve hastalar üzerindeki fiziksel-ruhsal yükü göz önüne alındığında, koruyucu sağlık hizmetleri hem bireysel yaşam kalitesini zirvede tutar hem de hastane başvurularını ciddi oranda azaltır” dedi.Sağlıklı Hayat Merkezlerinin (SHM), tam da bu amaçla kurulduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kayhan Şen, “SHM’ler sağlığı tehdit eden risk faktörlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan ve vatandaşlarımızın diyetisyenlik, fizyoterapi, psikososyal destek, kanser taramaları gibi nitelikli koruyucu sağlık hizmetlerine hiçbir ücret ödemeden, kolayca erişmesini hedefleyen çok işlevli merkezlerdir” dedi.Sağlığa yatırım, hastalığı tedavi etmekten daha değerlidirKoruyucu sağlık hizmetlerinin bireylerin yaşam kalitesini yükseltirken, hastalıkların erken dönemde tespit edilmesine ve sağlık sistemi üzerindeki yükün azaltılmasına katkı sunduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Asıl hedefimiz hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değil, hastalık oluşmadan önce riskleri belirlemek ve mümkün olduğunca ortadan kaldırmaktır. Aile hekimliği bu yaklaşımın merkezinde yer alıyor” diye konuştu.Birkaç dakikanızı ayırarak sağlığınız hakkında önemli bilgiler edinebilirsinizGünlük yaşamda yapılabilecek küçük değişikliklerin kronik hastalıkların önlenmesinde önemli rol oynadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kayhan Şen, özellikle beslenme, fiziksel aktivite ve düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.“Fazla kilo, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, tütün kullanımı ve aşırı alkol tüketimi gibi değiştirilebilir risk faktörleri, birçok kronik hastalık açısından önemli bir yere sahip. Bu nedenle kişinin kendi risklerini bilmesi ve sağlık profesyonellerinden destek alması çok önemli. Kan basıncı, kilo, bel çevresi ve kan şekeri gibi temel değerlendirmeler bile sağlık açısından önemli bir risk haritası ortaya koyabilir.”Dr. Şen, özellikle hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların erken dönemde fark edilmesinin, yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli tıbbi takip ile hastalıkların ilerlemesini önleme açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.Kanser taramalarını ertelemeyinKoruyucu sağlık hizmetlerinin en önemli başlıklarından birinin kanser taramaları olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kayhan Şen, vatandaşların yaş ve risk durumlarına uygun tarama programlarına katılmaları gerektiğini söyledi.Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kayhan Şen, Türkiye’de yürütülen ulusal tarama programları kapsamında;Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kayhan Şen, “Kanser taramalarında amaç, hastalık belirti vermeden önce kanseri erken dönemde yakalayabilmek. Özellikle hiçbir şikâyeti olmayan kişilerin ‘Benim bir sorunum yok’ diyerek taramaları ertelememesi gerekiyor. Yaşınıza ve kişisel risklerinize uygun tarama programını aile hekiminizle görüşün” dedi.Sağlıklı Hayat Merkezleri; koruyucu sağlık hizmetlerinde önemli bir destek sunuyorVatandaşların sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmasında Sağlıklı Hayat Merkezlerinin önemli bir rol üstlendiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Şen, bu merkezlerde farklı uzmanlık alanlarından profesyonellerin desteğinden yararlanılabildiğini kaydederek şunları söyledi:“Sağlıklı Hayat Merkezleri, kişinin yalnızca bir hastalığına değil, bütüncül olarak sağlığına odaklanan bir anlayışı destekliyor. İhtiyaca göre beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite ve egzersiz desteği, psikososyal destek, bağımlılıkla mücadele ve kanser taramaları gibi farklı alanlarda hizmetlerden yararlanılabiliyor.”Sağlıklı yaşam için ilk adres aile hekiminiz olabilirSağlık kontrollerinin yalnızca hastalık veya şikâyet ortaya çıktığında yapılmaması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Kayhan Şen, aile hekimlerinin koruyucu sağlık hizmetlerindeki rolüne dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı:“Aile hekimliğinde, kişi bütüncül olarak ele alınır. Bireyin yaşı, cinsiyeti, mevcut hastalıkları, aile öyküsü ve yaşam tarzı bir bütün olarak değerlendirilir. Sağlıklı bireylerin de belirli aralıklarla aile hekimleriyle görüşmesi önemlidir.”Dr. Şen, vatandaşların ilk adım olarak aile hekimlerine başvurarak temel sağlık değerlendirmelerini yaptırabileceklerini, ihtiyaç halinde ilgili sağlık hizmetlerine yönlendirilebileceklerini belirtti.

04 Eylül 2026 2
Cem Yılmaz'dan sağlık durumuyla ilgili esprili açıklama: 'Evet, sigarayı bıraktım' SAĞLIK
SAĞLIK

Cem Yılmaz'dan sağlık durumuyla ilgili esprili açıklama: 'Evet, sigarayı bıraktım'

Cem Yılmaz, geçirdiği kalp krizinin ardından gelen tavsiyeler üzerine sigarayı bıraktığını duyurdu. Çanakkale'de geçirdiği kalp krizinin ardındanhastaneye kaldırılanve anjiyo olarak taburcu edilen ünlü komedyen Cem Yılmaz, sağlık durumuyla ilgili paylaşım yaptı.Yılmaz, gelen tavsiyeler üzerine sigarayı bıraktığını dile getirdi. Komedyen paylaşımında şu ifadeleri kullandı:"Evet sigarayı bıraktım, kiloyu verdim... İstediğiniz her şeyi yaptım. Sıra toplumda, bakalım toplum da benim dileklerimi yerine getirecek mi? Evet toplum söz sende :)"Sevenlerine teşekkür eden Yılmaz, sağlık durumunun iyi olduğunu belirterek, "Allah’a şükür sağlığım iyi. Tekrar emeği, dileği ile destek olan herkese teşekkür ederim. Beni yine kurtardınız," ifadelerini kullandı.Ağustos sonunda kalp krizi geçiren Cem Yılmaz'ın tedavisi Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Hastanesi'nde tamamlanmıştı.Yılmaz’a hastanede yaklaşık 40 dakika süren bir işlemle el bileğinden balon ve stent uygulaması yapılmıştı. Operasyon sonrası sağlık durumunun iyi olduğu açıklanan ünlü komedyen, 48 saatlik takip sürecinin ardından taburcu edilmişti.Kaynak: Euronews Sağlık

04 Eylül 2026 2
Okul öncesi dönemde 10 kritik sağlık kontrolü SAĞLIK
SAĞLIK

Okul öncesi dönemde 10 kritik sağlık kontrolü

Okul çantası hazır, peki sağlığı? "Çocuğum sağlıklı görünüyor" düşüncesi yanıltıcı olabilir. İşte özellikle okul öncesi dönemde yapılması gereken 10 önemli sağlık kontrolü… Okula başlamadan önce yapılacak kapsamlı bir çocuk muayenesi, fark edilmeyen sağlık sorunlarının erken dönemde ortaya çıkarılmasına ve çocuğun eğitim hayatına daha sağlıklı başlamasına yardımcı oluyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, “Çocukluk döneminin en hızlı büyüme ve gelişme dönemlerinden biri olan okul öncesi yıllar, fiziksel olduğu kadar zihinsel, sosyal ve akademik gelişim açısından da büyük önem taşıyor. Çocuğun okula başlamadan önce genel sağlık değerlendirmesinden geçirilmesi, yalnızca mevcut bir hastalığın saptanması açısından değil, ileride öğrenme ve okul başarısını etkileyebilecek sorunların önceden fark edilmesi açısından da kritik rol oynuyor” diyor.Görme ve işitme problemlerinden büyüme-gelişme geriliklerine, demir eksikliğinden beslenme sorunlarına kadar birçok durumun aileler tarafından günlük yaşam içerisinde fark edilmeyebildiğini belirten Dr. Gökyar, "çocuğum kendini iyi hissediyor ve herhangi bir şikayeti yok" şeklindeki düşüncenin de yanıltıcı olabileceğini vurgulayarak, “Çünkü bazı görme ve işitme problemleri, demir eksikliği, büyüme-gelişme sorunları, ağız ve diş sağlığı problemleri veya bazı beslenme yetersizlikleri uzun süre belirgin bir yakınmaya yol açmayabiliyor” uyarısında bulunuyor.İşte, Dr. Gökyar'a göre özellikle okul öncesi dönemde 10 kritik sağlık kontrolü...Okul öncesi sağlık kontrolünde çocuğun boyu, kilosu, vücut kitle indeksi ve büyüme eğrileri değerlendirilmelidir. Yalnızca yaşıtlarına göre kilosunun veya boyunun normal olup olmadığına bakmak yeterli değildir; büyümenin zaman içerisindeki seyri de önemlidir. Boy veya kilo artışının beklenenden yavaş olması beslenme sorunlarından kronik hastalıklara kadar çeşitli durumların ilk işareti olabilir. Benzer şekilde aşırı kilo ve obezite de ilerleyen yaşlarda diyabet, hipertansiyon ve diğer metabolik sorunlar açısından risk oluşturabilir.Çocuklar görmelerindeki problemi her zaman ifade edemeyebilir. Özellikle küçük çocuklar bulanık veya tek gözle daha az görmeyi normal kabul edebilir. Görme kusurları ve göz tembelliği erken dönemde fark edilmediğinde okulda tahtayı takip etme, kitap okuma, yazı yazma ve dikkatini derse verme gibi konularda çocuğu zorlayabilir. Bu nedenle okul öncesi dönemde görmenin değerlendirilmesi büyük önem taşır.İşitme kayıpları da ailelerin gözünden kaçabilen sorunlar arasında yer alır. Çocuk sese tepki veriyor olsa bile özellikle hafif veya tek taraflı işitme kayıpları fark edilmeyebilir. İşitme problemi olan bir çocuk, öğretmenin söylediklerini tam olarak anlayamayabilir, yönergeleri takip etmekte zorlanabilir veya arkadaşlarıyla iletişiminde güçlük yaşayabilir. Bu durum zaman içerisinde dil gelişimini, öğrenmeyi ve okul performansını etkileyebilir.Okul öncesi dönemde demir ihtiyacı, devam eden büyüme nedeniyle önemlidir. Özellikle seçici beslenen, yeterince demir içeren gıda tüketmeyen veya risk faktörleri bulunan çocuklarda demir eksikliği açısından değerlendirme yapılmalıdır. Demir eksikliği yalnızca kansızlığa yol açmaz; çocuğun dikkat, öğrenme, enerji düzeyi ve bilişsel performansını da olumsuz etkileyebilir. Ancak her sağlıklı çocuğa otomatik olarak bütün kan tetkiklerinin yapılması yerine, çocuk doktorunun beslenme öyküsü, büyüme durumu ve muayene bulgularına göre gerekli testleri belirlemesi daha doğrudur.Özellikle D vitamini, demir ve gerektiğinde B12, folat gibi vitamin ve mineraller, çocuğun büyümesi ve genel sağlığı açısından önem taşır. Burada önemli olan, bütün çocuklara gelişigüzel vitamin-mineral tahlili yapmak veya doktor önerisi olmadan takviye başlamak değildir. Çocuğun beslenme şekli, büyüme-gelişme özellikleri, güneşlenme durumu ve varsa klinik bulguları değerlendirilerek hangi tetkiklerin gerekli olduğuna karar verilmelidir. Eksikliklerin bulunduğu çocuklarda halsizlik, iştahsızlık, büyüme sorunları, dikkat ve öğrenme güçlükleri gibi çeşitli problemler ortaya çıkabilir.Süt dişleri geçici olsa da sağlıklı olmaları son derece önemlidir. Tedavi edilmeyen diş çürükleri ağrıya, beslenme sorunlarına, uyku bozukluklarına ve çocuğun günlük yaşamının olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Bu nedenle okul öncesi dönemde çocukların diş hekimi kontrolü de sağlık değerlendirmesinin önemli bir parçasıdır.Çocuğun yalnızca kilosuna değil, ne yediğine de bakılmalıdır. Aşırı süt tüketimi, sürekli paketli gıda tüketimi, sebze-meyve tüketiminin yetersizliği, tek tip beslenme veya aşırı şeker tüketimi zaman içerisinde çeşitli beslenme sorunlarına neden olabilir. Ailelerin “Çocuğum yemek yiyor” demesi her zaman dengeli beslendiği anlamına gelmez. Okul öncesi dönemde kazanılan beslenme alışkanlıkları ilerleyen yaşlardaki sağlık açısından da önemlidir.Çocuğun uyku süresi ve kalitesi, ekran karşısında geçirdiği zaman, fiziksel aktivitesi ve günlük davranışları da değerlendirilmelidir. Yetersiz uyku ve aşırı ekran kullanımı dikkat, öğrenme, davranış ve sosyal iletişim üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Ailelerin “çok hareketli”, “dikkati dağınık” veya “söz dinlemiyor” şeklinde tanımladığı bazı çocuklarda öncelikle uyku, ekran kullanımı, işitme-görme ve diğer temel sağlık sorunlarının değerlendirilmesi gerekebilir.Okul öncesi kontrolde çocuğun aşılarının yaşına uygun olup olmadığı ve sağlık kayıtları da gözden geçirilmelidir. Eksik veya gecikmiş aşılar varsa uygun şekilde tamamlanmalıdır.Son olarak çocuğun baştan ayağa genel fizik muayenesi yapılmalıdır. Kalp ve akciğer muayenesi, karın muayenesi, omurga ve kas-iskelet sistemi, cilt, lenf bezleri ve nörolojik gelişim gibi birçok alan değerlendirilmelidir. Ailelerin gözünden kaçabilecek küçük bir değişiklik, çocuk hekimi tarafından muayene sırasında önemli bir bulgu olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle okul öncesi sağlık kontrolü, yalnızca “çocuğun hasta olup olmadığını” anlamaya yönelik bir muayene değil, çocuğun okula fiziksel, zihinsel ve sosyal açıdan mümkün olan en sağlıklı şekilde başlamasını sağlayan kapsamlı bir değerlendirmedir. Unutulmamalıdır ki; erken fark edilen birçok sağlık sorunu, çocuğun eğitim hayatını ve yaşam kalitesini etkilemeden önce kolaylıkla değerlendirilebilir ve gerekli önlemler alınabilir.Kaynak: Haberturk

04 Eylül 2026 2
Uzmanından ailelere uyku düzeni uyarısı: 'Saatleri kademeli olarak erkene çekin' SAĞLIK
SAĞLIK

Uzmanından ailelere uyku düzeni uyarısı: 'Saatleri kademeli olarak erkene çekin'

Tatil döneminde çocukların geç saatlere kadar uyanık kalmasınınuykudüzenini değiştirebildiğini dile getiren Medical Park Göztepe Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayberk Öz... Tatil döneminde çocukların geç saatlere kadar uyanık kalmasınınuykudüzenini değiştirebildiğini dile getiren Medical Park Göztepe Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayberk Özkavaklı,okuldönemine geçişte bu düzenin kademeli olarak yeniden oluşturulmasının önemli olduğunu belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Tatil sonrası uyku düzenini bir gecede değiştirmeye çalışmak genellikle işe yaramıyor. Çocuğun biyolojik saatinin yeniden uyum sağlaması için yatış ve özellikle sabah kalkış saatlerini kademeli olarak erkene çekmek daha doğru. Her gün 15-30 dakikalık değişiklikler çoğu çocuk için yeterli oluyor. Sabah aynı saatte kalkmak ve günün erken saatlerinde gün ışığı almak da bu geçişi belirgin şekilde kolaylaştırıyor” diye konuştu.‘UYKU İHTİYACI YAŞLA BİRLİKTE AZALIYOR’Çocukların ihtiyaç duyduğu uyku süresinin yaşa göre değiştiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Genel olarak 1-2 yaşındaki çocukların günde 11-14 saat, 3-5 yaş grubunun 10-13 saat, 6-12 yaş grubunun 9-12 saat, ergenlerin ise 8-10 saat uyumasını öneriyoruz. Burada yalnızca süre değil, uykunun düzenli ve kaliteli olması da önemli” dedi.Yeterli uykunun okul çağındaki çocukların bilişsel ve duygusal işlevleri açısından önemli olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Özellikle okul çağında yeterli uyku; dikkat, hafıza, öğrenme ve duygusal düzenleme üzerinde doğrudan etkili” ifadelerini kullandı.‘UYKUSUZLUK ÇOCUKLARDA HER ZAMAN UYUKLAMA ŞEKLİNDE GÖRÜLMEYEBİLİR’Uyku düzenindeki bozulmanın çocukların okul yaşamını da etkileyebileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, uykunun gün içerisinde öğrenilen bilgilerin işlenmesi ve hafızanın güçlenmesi açısından önemli bir süreç olduğunu söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Yetersiz veya düzensiz uyuyan bir çocukta dikkat süresi kısalabilir, konsantrasyon güçlüğü ve öğrenmede zorlanma görülebilir. Çocuklarda uykusuzluk her zaman erişkinlerdeki gibi uyuklama şeklinde ortaya çıkmıyor; bazı çocuklarda tam tersine hareketlilik, huzursuzluk ve dürtüsellik ön plana çıkabiliyor. Dolayısıyla yeterli uyku, okul başarısının da önemli bileşenlerinden biri” diye konuştu.‘OKUL BAŞLAMADAN ÖNCE HAZIRLIK YAPILABİLİR’Çocukların yeni uyku düzenine geçişine okul başlamadan önce başlanmasının süreci kolaylaştırabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Çoğu çocuk için okul başlamadan yaklaşık bir hafta önce başlamak yeterli. Ancak tatil boyunca yatış saati birkaç saat ileri kaymışsa 10 gün-2 hafta öncesinden başlamak daha rahat olabilir” dedi.Amaç çocuğu bir anda erken yatırmak değil, uyku saatlerini küçük adımlarla değiştirmek olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Yatış ve kalkış saatlerini mümkünse her gün küçük aralıklarla erkene çekerek okulun ilk sabahına hazır hale getirmek gerekiyor” açıklmasında bulundu.‘EKRAN KULLANIMI UYKUYA DALMAYI ZORLAŞTIRABİLİR’Gece geç saatlere kadar tablet, telefon veya televizyon kullanımının çocukların uyku düzenini olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, bunun iki farklı mekanizma üzerinden gerçekleşebildiğini belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Ekran ışığının uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin salgısını geciktirebilmesi söz konusu. Bunun yanında oyun, video ve sosyal medya gibi içerikler çocuğun zihinsel uyarılmışlığını artırabiliyor. Sonuçta çocuk yatağa daha geç gidebiliyor, uykuya dalması uzayabiliyor ve toplam uyku süresi azalabiliyor” dedi.‘UYKU ÖNCESİNDEKİ SON BİR SAAT EKRANSIZ OLMALI’Çocukların uykuya hazırlanması için yatmadan önceki sürecin sakin geçirilmesinin önemine değinen Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “İdeal olan, uyku öncesindeki son bir saatin mümkün olduğunca ekransız geçirilmesi. Telefon, tablet ve televizyonu yatak odasının dışında tutmak da bu konuda ailelere yardımcı olabilir. Bu süreyi bir yasaklama dönemi gibi değil, çocuğun günün temposundan çıkıp uykuya hazırlandığı bir zaman dilimi olarak düşünmek daha doğru. Kitap okumak, sohbet etmek veya sakin bir aile rutini oluşturmak iyi alternatifler” diye konuştu.‘YETERLİ UYKUYA RAĞMEN UYKU HALİ VARSA UYKU KALİTESİ DEĞERLENDİRİLMELİ’Sabah okula kalkmakta zorlanan veya gün içerisinde sürekli uykulu olan çocuklarda öncelikle uyku süresinin değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Geç yatıp erken kalkan bir çocukta sabah uyanma güçlüğünün en sık nedeni doğal olarak uyku eksikliği. Ancak yeterli süre uyumasına rağmen sabah çok zor uyanıyor veya gün içinde belirgin uykululuk yaşıyorsa uyku kalitesini de sorgulamak gerekir. Özellikle düzenli horlama, ağızdan soluma, uykuda nefes duraklaması, çok sık uyanma veya huzursuz uyku varsa altta yatan bir uyku bozukluğu açısından değerlendirme gerekebilir” uyarısında bulundu.‘HAFTA SONU UYKU SAATLERİ ÇOK FAZLA DEĞİŞMEMELİ’Hafta içi ve hafta sonu arasındaki uyku saatlerinin belirgin şekilde farklılaşmasının çocukların uyku düzenini bozabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, şu bilgileri paylaştı:“Hafta içi ile hafta sonu arasında birkaç saatlik fark oluştuğunda çocuk adeta her hafta küçük bir ‘jet lag’ yaşayabiliyor. Pazar günü öğlene kadar uyuyan bir çocuğun pazar akşamı erken uyuması, dolayısıyla pazartesi sabahı dinlenmiş kalkması zorlaşıyor. Hafta sonlarında elbette bir miktar esneklik olabilir; ancak yatış ve kalkış saatlerinin hafta içinden çok fazla uzaklaşmaması, mümkünse farkın 1-2 saati aşmaması daha sağlıklı.”‘UYKU ÖNCESİ RUTİN HER AKŞAM BENZER ŞEKİLDE TEKRARLANMALI’Çocukların daha kolay uykuya dalabilmesi için düzenli bir uyku rutini oluşturulmasının önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “İyi bir uyku rutininin karmaşık olması gerekmiyor; asıl önemli olan her akşam benzer şekilde tekrarlanması. Yatmadan 30-60 dakika önce evin temposunu azaltmak, ışıkları biraz kısmak, ardından pijama, diş fırçalama ve kitap okuma gibi sakin aktivitelerle devam etmek yeterli olabilir. Bu tekrarlar zaman içinde çocuk için ‘artık uyku zamanı geliyor’ mesajına dönüşüyor. Yatak odasının sessiz, karanlık ve rahat bir ortam olması da uykuya geçişi destekliyor” dedi.‘SAĞLIKLI UYKU YALNIZCA ÇOCUĞU ERKEN YATIRMAK DEMEK DEĞİL’Okullar açılırken ailelerin uyku düzenini yalnızca erken yatma saati üzerinden değerlendirmemesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Sabah kalkış saati, gün ışığı, fiziksel aktivite, akşam ekran kullanımı ve uyku öncesi rutin aslında aynı sistemin parçaları” ifadelerini kullandı.Ebeveynlerin de uyku konusunda tutarlı davranmasının önemli olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Özkavaklı, “Çocuk yatağa gönderilirken evde televizyon ve telefon kullanımının yoğun şekilde devam etmesi kurallara uyumu zorlaştırabiliyor. Okul başlamadan önce bu düzeni kademeli olarak oluşturmak, ilk haftanın hem çocuk hem de aile açısından çok daha rahat geçmesini sağlayacaktır” dedi.Kaynak: DHA

04 Eylül 2026 33
Antibiyotik direnci artık geleceğin değil, bugünün meselesi SAĞLIK
SAĞLIK

Antibiyotik direnci artık geleceğin değil, bugünün meselesi

Küresel boyuta ulaşan antibiyotik direnci klinik uygulamaları ve tedavi protokollerini yeniden şekillendiriyor. Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, 'Antibiyotik direnci artık geleceğin değil, bugünün meselesidir. En büyük risk, yalnızca yeni ilaç bulamamak değil, doğru tedaviyi hastaya yeterince hızlı ulaştıramamaktır' dedi. Küresel boyuta ulaşan antibiyotik direnci klinik uygulamaları ve tedavi protokollerini yeniden şekillendiriyor. Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, 'Antibiyotik direnci artık geleceğin değil, bugünün meselesidir. En büyük risk, yalnızca yeni ilaç bulamamak değil, doğru tedaviyi hastaya yeterince hızlı ulaştıramamaktır' dedi.Gelişen tıbbi teknolojilere rağmen antibiyotik direncinin gelecekte karşılaşılabilecek muhtemel bir risk değil, doğrudan hastane pratiğinde tedavi kararlarını belirleyen somut bir konu olduğunu belirten Medicana International İzmir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, özellikle yoğun bakım ünitelerindeki tablonun önemine dikkat çekti. Küresel sağlık otoritelerinin değerlendirmelerine de atıfta bulunan Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, dirençli mikroorganizmaların sadece enfeksiyon tedavilerini değil, cerrahi müdahaleleri, organ nakillerini ve kemoterapi süreçlerini de yakından ilgilendirdiğini ifade etti. Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, mevcut direnç artış hızının yeni antibiyotik geliştirme süreçlerinin önüne geçtiğini belirterek sürecin hassasiyetle yönetilmesi gerektiğini vurguladı.Klinik süreçlerde zaman ve tanı hassasiyetiHastane enfeksiyonlarında doğru tedaviye ulaşma süresinin belirleyici rol oynadığını ifade eden Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, 'Dirençli bakteriler karşısında en önemli faktör doğru zamanda müdahale edebilmektir. Yoğun bakım şartlarında ampirik başlayan tedavilerin etkisiz kalması durumunda klinik tablo hızla ilerleyebilmektedir. Diğer taraftan, direnç endişesiyle gereğinden geniş spektrumlu ilaçların tercih edilmesi de mikrobiyom dengesine ve dirençli suşların seçilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu noktada klasik kültür yöntemlerinin sunduğu veriler ile PCR tabanlı hızlı moleküler tanı sistemlerinin entegre edilmesi klinisyenlere değerli zaman kazandırmaktadır' dedi.Alternatif tedavi yaklaşımları ve araştırmalarSon çare antibiyotik kavramının tek bir ilacı işaret etmediğini, tedavinin patojen türüne ve enfeksiyon odağına göre şekillendiğini ileten Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:'Çoklu ilaç direnci gösteren vakalarda öncelikli adım, drenaj veya debridman gibi yöntemlerle enfeksiyon odağının kontrol altına alınmasıdır. Son dönemde gündeme gelen bakteriyofaj tedavileri ve yapay zekâ destekli moleküler keşif çalışmaları umut verici adımlardır. Ancak bu teknolojiler henüz klinik kullanımda standart tedavilerin yerini alacak düzeyde değildir. Biyofajların konakçı özgüllüğü, direnç gelişimi ve dozaj standartları gibi araştırılan yönleri bulunmaktadır. Yapay zeka ise ilaç keşif zincirini hızlandırsa da klinik Faz süreçlerinin tamamlanması zorunludur.'Enfeksiyon kontrolü ve bütüncül mücadeleDirenç gelişimini sınırlandırmanın en etkili yolunun enfeksiyon oluşumunu engellemek olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, 'Hastane içi bulaş riskini önlemede en güçlü unsur standart enfeksiyon kontrol önlemleridir. El hijyeni, izolasyon protokolleri, çevresel dezenfeksiyon ve genomik sürveyans çalışmaları aksatılmadan yürütülmelidir. Akıllı hastane sistemleri ve dijital uyarı mekanizmaları karar destek süreçlerini kolaylaştırsa da temel enfeksiyon kontrol kurallarının yerini alamaz. Antibiyotik direnciyle mücadelede doğru ilaç kullanımı, tanı imkanlarının güçlendirilmesi, ekonomik teşvik modelleri ve insan, hayvan ile çevre sağlığını kapsayan Tek Sağlık yaklaşımı bir bütün olarak uygulanmalıdır' değerlendirmesinde bulundu.Kaynak: Etik Haber

04 Eylül 2026 2
Yeni Zelanda travma sonrası stres bozukluğunda MDMA tedavisine onay verdi SAĞLIK
SAĞLIK

Yeni Zelanda travma sonrası stres bozukluğunda MDMA tedavisine onay verdi

Yeni Zelanda'da iki psikiyatrist, ABD'de tartışmalı bulunan klinik deney sonuçlarına dayanarak kontrollü ortamlarda artık MDMA reçete edebiliyor. Yeni Zelandalı iki psikiyatr, ağır travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşayan hastalara farmasötik saflıkta MDMA yazma izni aldı; böylece ülke, bu parti uyuşturucusuna klinik kullanım için onay veren, 2023'te aynı adımı atan Avustralya'dan sonra dünyadaki ikinci ülke oldu.Yeni Zelanda'nın ilaç düzenleyicisi Medsafe, bir yılı aşkın süredir devam eden ruhsatlandırma sürecini tamamlayan Wellington'dan Dr Gary Wynn ile Auckland'dan Dr Tom Paterson'a onay verdi."TSSB hayatları mahvediyor ve tedavisi zor," dedi, geçen yıl sihirli mantarların etkin maddesi psilosibinin ağır depresyonun tedavisi için benzer bir onayını destekleyen Başbakan Yardımcısı David Seymour."MDMA, psikedelik destekli terapi yoluyla bu hastalığın tedavisinde son derece etkili olabiliyor," diye ekleyen Seymour, Yeni Zelanda'nın "yenilikçi tedavilere" erişimi açma konusundaki kararlılığını koruduğunu söyledi.TSSB, bir kişinin savaş, cinsel saldırı ya da ani ölüm gibi travmatik olayları yaşaması ya da bu tür olaylarla tehdit edilmesi sonrası gelişiyor.Çoğu ülkede mevcut farmasötik seçenekler, etkisini göstermesi üç ayı bulabilen ve sonuçları tutarsız olabilen iki antidepresanla sınırlı.Onay, ABD merkezli Çok Disiplinli Psikedelik Çalışmaları Derneği (MAPS) tarafından yürütülen ve kamu yararına çalışan kolu Lykos Therapeutics tarafından finanse edilen, kilit önemdeki iki uluslararası Faz 3 denemesinin bulgularına dayanıyor.2021'de yayımlanan ilk çalışmada, ağır TSSB'li katılımcıların yüzde 88'i MDMA destekli terapinin ardından klinik açıdan anlamlı iyileşme gösterdi ve yüzde 67'si artık TSSB tanı kriterlerini karşılamıyordu.2023'te yürütülen ve orta ile ağır şiddette TSSB'li katılımcıları içeren ikinci denemede ise, MDMA ile tedavi edilenlerin yüzde 71,2'sinin çalışma sonunda TSSB tanı kriterlerini artık karşılamadığı belirlendi.Bu sonuçlara rağmen, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) 2024'te tedavinin onayını reddederek, güvenliği ve etkinliğine dair kanıtların yetersiz olduğunu savundu.Düzenleyiciler,daha önce MDMA kullanmış katılımcıların beklenti yanlılığı yarattığını(kaynak İngilizce)ve bunun deneme verilerini karmaşık hale getirdiğini belirtti.Yeni Zelanda Sağlık Bakanlığı, yeni tedavinin sıkı biçimde kontrol edileceğini, MDMA'nın evde kullanım için değil terapilerle birlikte klinik ortamda verileceğini açıkladı."Tedavi, yetkili bir psikiyatristin gözetiminde, kontrollü bir klinik ortamda yürütülüyor ve kapsamlı bir tedavi planının parçasını oluşturuyor," diyen bakanlık, hastaların en az 18 yaşında olması gerektiğini de vurguladı.Kaynak: Euronews Sağlık

04 Eylül 2026 4