3 yaşındaki çocuğun metastatik kanseri, deneysel tedavinin ardından yok oldu
3 yaşındaki bir hastayı içeren ilham verici başarı öyküsü, bilim insanlarının katı tümörlere karşı CAR T hücresi terapisinde büyük ilerleme kaydettiğini ve potansiyel olarak hayat kurtarıcı sonuçlar elde ettiğini gösteriyor.
Habere GitAraştırma: D Vitamini Düzeyi Ameliyat Sonrası İyileşmeyi Etkileyebilir Mi?
Araştırma: D Vitamini Düzeyi Ameliyat Sonrası İyileşmeyi Etkileyebilir Mi?
Habere GitAnkara’ya Kanserde Erken Teşhis Tırı Kazandırılıyor
Kanserle mücadelede erken teşhis ve tarama hizmetlerinin güçlendirilmesine yönelik “Kanser Erken Teşhis Tırı Bağış Protokolü” Vali Yakup Canbolat’ın huzurunda, İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Ali Niyazi Kurtcebe ve TR İNVEST Gayrimenkul İnşaat Yatırım Danışmanlık Enerji A.Ş. adına hayırsever Cengiz Gökay tarafından imzalandı.
Habere GitSağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!
Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.
Habere Git351. Sayı
Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.
CANLI YAYIN TAKVİMİ
ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR
Entpromed, 36 Ülkede Sağlık Profesyonellerinin Tercihi
EPA Medikal’den Yeni Yatırım Hamlesi: Türkiye’den Dünyaya Açılıyor
Ethos Medikal’den Sağlıkta Yeni Dönem: Avanos ile Hasta Konforuna Yön Veren Teknolojiler
KÖŞE
DEVLETİN TERAZİSİ HERKESİ HAKKANİYETLE TARTMALI
Mustafa DAŞCI
GÜNCEL HABERLER
TEKNOLOJI
AstraZeneca Türkiye'de ilaçların kullanma talimatlarında dijital dönüşüm başladı
AstraZeneca Türkiye'nin ilaç ambalajlarında yer alan QR kod sayesinde artık hasta ve hasta yakınları, TİTCK tarafından onaylanmış güncel kullanma talimatlarına dijital ortamda daha hızlı ve kolay bir şekilde erişebiliyor. AstraZeneca Türkiye, hastaların ilaç kullanım bilgilerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla ilaç ambalajlarında QR kod …
EĞITIM
Çocukların Sağlığı İçin Sınıflardaki Hava Kalitesi Önemli
Okulların açılmasıyla birlikte çocuklar günün önemli bir bölümünü kapalı ve kalabalık sınıflarda geçiriyor. Yetersiz havalandırılan ortamlarda bozulan hava kalitesi; baş ağrısı, yorgunluk ve dikkat dağınıklığının yanı sıra öksürük ve nefes darlığı gibi şikayetlere de yol açabiliyor. Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, özellikle tekrarl…
SAĞLIK
Lenfomada Erken Belirtiler İyi Gözlemlenmeli
Lenfosit olarak adlandırılan kan hücrelerinden kaynaklanan bir grup kanseri kapsayan lenfomada belirtilerin erken dönemde fark edilmesi önem taşıyor. Lenfomaların birçok durumda tedavi edilebildiğini belirten Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, hastaların tedavi sürecinde enfeksiyon riski…
SAĞLIK
Batık tırnakta yeni nesil yaklaşım: 3TO tel uygulaması
Günlük yaşamı olumsuz etkileyen batık tırnak problemi, özellikle yürüme sırasında ortaya çıkan ağrı ve hassasiyet nedeniyle kişilerin yaşam konforunu düşürebiliyor. Anka Hastanesi’nde Podolog Büşra Çelik, uygun hastalarda uygulanan 3TO Tel Sistemi hakkında bilgi vererek, yöntemin tırnak çekimi yapılmadan uygulanabildiğini söyledi.Batık tırnağın ol…
DUYURULAR
SAĞLIK
Alzheimer’da erken tanı ve yeni nesil tedaviler Medipol’de ele alındı
Medipol Sağlık Grubu, 1-30 Eylül DünyaAlzheimerAyı kapsamında düzenlediği panelde Alzheimer ile mücadelede öne çıkan güncel gelişmeleri farklı uzmanlık alanlarının katkısıyla ele aldı. Moderatörlüğünü... Medipol Sağlık Grubu, 1-30 Eylül DünyaAlzheimerAyı kapsamında düzenlediği panelde Alzheimer ile mücadelede öne çıkan güncel gelişmeleri farklı uzmanlık alanlarının katkısıyla ele aldı. Moderatörlüğünü Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu’nun üstlendiği panelde; İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Aras, Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Buse Çağla Arı, Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tansel Çakır, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Özden Erkan Oğul, Diyetisyen Beyza Tağraf ve Psikolog Suat Yılmaz bilgi ve deneyimlerini paylaştı.‘YENİ TEDAVİLER HASTALIĞIN SEYRİNİ YAVAŞLATABİLİYOR’Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu, Alzheimer hastalığının tek bir uzmanlık alanıyla ele alınamayacak kadar kapsamlı bir hastalık olduğunu belirterek, tanı ve takip sürecinde farklı branşların birlikte çalışmasının önemine değindi. Hastalığın aynı zamanda aileyi ve toplumu da ilgilendirdiğini ifade eden Prof. Dr. Hanoğlu, son dönemde öne çıkan gelişmeler arasında yeni nesil tedavilerin bulunduğunu belirterek, “Yeni sınıf tedaviler hastalığın seyrini yavaşlatma kapasitesine de sahip. Yakın zamanda Türkiye’de de kullanıma geçecek” dedi.Bu tedavilerin henüz gelişimin erken aşamasında olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hanoğlu, önümüzdeki dönemde daha yeni tedavilerin ortaya çıkabileceğini söyledi.‘BEYNİ ÇOCUKLUKTAN İTİBAREN AKTİF TUTMAK ÖNEMLİ’İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Aras, Alzheimer’ın erken evrede yakalanabildiğini belirterek, bilişsel sağlığın korunmasında yaşam tarzının önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Günümüzde ekran kullanımının artması ve eğitim süreçlerinin ilerleyen yaşlardaki bilişsel kapasite üzerinde etkili olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Aras, beynin çocukluk döneminden itibaren aktif tutulması gerektiğini belirtti. “Matematik, dil öğrenme, enstrüman çalma gibi aktiviteler yapılmalı. Gençlik çağında beyin ne kadar fazla bilgiye maruz kalırsa o kadar sağlıklı oluyoruz” diyen Prof. Dr. Aras, beslenmenin de önemli olduğunu vurgulayarak yapay ürünler ve fast food yerine Akdeniz mutfağının tercih edilmesini, vitamin kontrollerinin ihmal edilmemesini önerdi.‘AŞI HER HASTA İÇİN UYGUN OLMAYABİLİYOR’Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Buse Çağla Arı, Alzheimer hastalığında kesin bir tedavi bulunmadığını ancak hastalığın seyrini değiştirmeye yönelik yeni tedavilerin kullanılmaya başlandığını belirtti. Bu tedavilerin beyindeki bazı fizyolojik süreçleri etkileyerek hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı hedeflediğini ifade eden Doç. Dr. Arı, “Her hastada aşı tedavisi olmuyor. İnce eleyip sık dokumamız gerekiyor. Hastaları yakından takip etmek ve iyi değerlendirmek gerekiyor” dedi.Aşı tedavileriyle ilgili değerlendirme yaparken hasta seçiminin önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Arı, bu alandaki gelişmelerin henüz erken aşamada olduğunu söyledi.‘GÖRÜNTÜLEMEYLE PROTEİNLERİN YERLEŞİMİ SAPTANABİLİYOR’Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tansel Çakır, Alzheimer hastalığında görüntüleme yöntemlerinin tanı ve hastalığın değerlendirilmesi açısından önemli bilgiler sağladığını belirtti. Genetik testlerin de erken dönemde risklerin değerlendirilmesine katkı sunduğunu ifade eden Dr. Çakır, “Görüntülemenin bize en büyük avantajı, istemediğimiz proteinlerin nerede yerleştiğini saptamaktır. Nereye yerleştiklerini ve nereye yayıldıklarını belirleyebiliyoruz” dedi.Dr. Çakır, kan örneği üzerinden yapılan testlerin de değerlendirme sürecinde kullanılabildiğini söyledi.‘FİZİKSEL VE ZİHİNSEL AKTİVİTELER ÖNEM TAŞIYOR’Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Özden Erkan Oğul, yaşlı bireylerin fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmasının önemine değinerek, toplumdaki “yaşlıdır, kenarda oturmalıdır” anlayışının değişmesi gerektiğini söyledi. Fiziksel aktivitenin yanı sıra bulmaca, satranç ve benzeri zihinsel aktivitelerin de yaşamın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini belirten Dr. Oğul, “Bu hastalıkta multidisipliner yaklaşılması gerekiyor. Rehabilitasyon, yaşam tarzı gibi her alanda değişikliğe gidilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.Egzersiz ve aktivitelerin kişinin ilgi alanlarına göre belirlenmesinin de sürece katkı sağlayacağını belirtti.‘BESLENME HASTAYA GÖRE PLANLANMALI’Diyetisyen Beyza Tağraf, Alzheimer sürecinde doğru ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekerek, beslenme planlamasında temel hedefin yalnızca kilo kontrolü olmadığını söyledi. Hastanın ve yakınlarının doğru beslenme konusunda bilinçlendirilmesinin önem taşıdığını belirten Tağraf, “Önleyici ve koruyucu beslenme sistemini oluşturuyoruz. Burada hasta ve hasta yakınlarına beslenme eğitimi veriyoruz” dedi.Alzheimer sürecinde toplumda doğru bilinen bazı beslenme alışkanlıklarının her hasta için uygun olmayabileceğini ifade eden Tağraf, bu nedenle beslenme takibinin kişiye göre planlanması gerektiğini belirtti.‘BEYNİN UYUM BECERİSİ DESTEKLENEBİLİYOR’Psikolog Suat Yılmaz, Alzheimer hastalarında beynin dışarıdan uyarılmasına yönelik kullanılan yöntemler hakkında bilgi verdi. Elektriksel uyarım sağlayan cihazlarla beynin uyum becerisinin desteklenmesinin hedeflendiğini belirten Yılmaz, “Beyni dışarıdan uyardığımız zaman beynin uyum becerisini artırmayı hedefliyoruz. Beyne alternatiflerin olduğunu öğretmeye çalışıyoruz” dedi.Uygulamanın her hasta için uygun olmayabileceğini ifade eden Yılmaz, hastanın tedaviye uygunluğunun değerlendirilmesinin ardından sürecin planlandığını ve erken başlanmasının fayda sağlayabildiğini söylediKaynak: DHA
SAĞLIK
Kütahya’da uluslararası hekimlere ’mikrodalga ablasyon’ eğitimi
Kütahya’da, Türkiye’nin yanı sıra Suudi Arabistan, Irak, Azerbaycan ve Özbekistan’dan hekimlerin katılımıyla Uluslararası Meme, Tiroid ve Paratiroid Mikrodalga Ablasyon Eğitim Programı gerçekleştirildi.Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2 gün süren program kapsamında, Genel Cerrahi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Sezgin Zeren ile Girişimsel Radyoloji Anabilim Dalından Prof. Dr. Mehmet Korkmaz tarafından meme, tiroid ve paratiroid hastalıklarında uygulanan minimal invaziv ve ameliyatsız tedavi yöntemleri katılımcılara aktarıldı.Eğitimler, canlı vakalar üzerinden gerçekleştirildi. Program kapsamında 5 meme, 7 tiroid ve paratiroid olmak üzere toplam 12 canlı mikrodalga ablasyon uygulaması yapıldı. Uygulamalı eğitimlerde hasta seçimi, güvenli ablasyon teknikleri ve kritik anatomik yapıların korunması gibi tedavi sürecinin önemli aşamaları ele alındı. Farklı ülkelerden programa katılan hekimler, uygulamalar üzerinden deneyimlerini paylaşma fırsatı buldu.Prof. Dr. Ahmet Tekin, üniversitenin minimal invaziv ve ameliyatsız tedavi yöntemleri alanındaki deneyimiyle öne çıktığını belirtti. Tekin, uluslararası düzeyde gerçekleştirilen eğitim programının farklı ülkelerden hekimlerin bilgi ve deneyimlerini paylaşmalarına katkı sağladığını ifade ederek, programın Kütahya’nın sağlık alanında uluslararası eğitim merkezi olma konumunu güçlendirdiğini söyledi.Kaynak: İHA
SAĞLIK
Fiji artan vakalar nedeniyle ulusal HIV krizi ilan ediyor
Fiji, yeni vaka sayısındaki artışın ardından ulusal HIV acil durumu ilan etti; hükümet ve uluslararası kurumlar, cinsel yolla bulaşma ve enjeksiyonla uyuşturucu kullanımının tetiklediği krizi kontrol altına almaya çalışıyor. Pasifik ülkesi Fiji, cinsel yolla bulaşma ve yasa dışı uyuşturucu kullanımının virüsün yayılmasını hızlandırması nedeniyle ulusal bir HIV krizi ilan etti; ülkede HIV taşıyan yetişkinlerin oranının, beş yıl önce her 167 kişiden biriyken şimdi her 60 yetişkinden birine yükseldiği tahmin ediliyor.Sağlık Bakanı Atonio Lalabalavu, Çarşamba günü gazetecilere “Fiji’de resmen ulusal bir HIV acil durumu ilan ediyorum” diyerek, “Bu karar, salgının ciddiyetini ve ülkemizin artık ihtiyaç duyduğu acil ve koordineli müdahaleyi kabul ettiğimizi gösteriyor” dedi.Yetkililere göre yeni HIV tanıları, 2025’te 2 bin 16 vakaya fırlayarak 2019’da kaydedilen seviyenin 16 katına çıktı; hükümet, “devletin tüm organlarını kapsayan” bir yanıt sözü verdi.Bulaşma yolu bilinen HIV vakalarının yarıdan fazlası cinsel yolla, yüzde 42’den fazlası ise enjeksiyon yoluyla uyuşturucu kullanımına bağlı; Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) bunu Çarşamba günü yayımladığı birbasın açıklamasında(kaynak İngilizce)duyurdu.Birleşmiş Milletler’in Fiji’deki HIV/AIDS ülke direktörü Renata Ram, HIV bulaşma oranlarının 2019 civarında yükselmeye başladığını, özellikle seks işçisi topluluk içinde ortaya çıkan “çok yüksek riskli” enjeksiyonla uyuşturucu kullanan bir grubun öne çıktığını yılın başlarında AFP’ye anlatmıştı.Her 100 hamile kadından ikisinin virüsü taşıdığı, 2025’te HIV’li doğan 59 bebekten 18’inin ise ilk doğum gününü göremeden hayatını kaybettiği bildirildi; zira HIV, hamilelikte fetüse ya da doğum sırasında veya emzirme döneminde yenidoğana geçebiliyor.Hükümet, ücretsiz HIV testlerine, korunma hizmetlerine ve tedaviye erişimi genişlettiklerini açıkladı.“Bu, hızlı testlerin yanı sıra yüksek risk altındaki kişiler için önleyici ilaçları, enjeksiyonla uyuşturucu kullananlar için zarar azaltma önlemlerini ve HIV tanısı alanlar için ücretsiz tedaviyi içeriyor.”Fiji, bu çabalarında Avustralya, Yeni Zelanda, Hindistan, Küresel Fon ve Birleşmiş Milletler’den dış destek aldığını belirtti.Kurumun icra direktörü Winnie Byanyima, birbasın açıklamasında(kaynak İngilizce)“Fiji, içinde bulunduğumuz anın aciliyetini fark etti ve yanıtını güçlendiriyor” diyerek, mevcut durumun dünyaya AIDS’in sona ermediğini hatırlattığını vurguladı.“HIV salgınları çok hızlı değişebiliyor ve ülkelerin, acil yanıt vermeye hazır sağlık ve toplum sistemlerine sahip olması gerekiyor” dedi.BM kuruluşu, Fiji’nin iğne ve şırınga değişim programına yönelik yasal düzenleme hazırlama planlarını memnuniyetle karşıladı.UNAIDS’in Asya ve Pasifik’in de aralarında bulunduğu bölgelerden sorumlu direktörü Eamonn Murphy, “Fiji’nin bu salgının gidişatını değiştirme fırsatı hâlâ var” dedi.Ulusal kriz ilanının korku değil eylem çağrısı olduğunun altını çizen Murphy, “HIV günlük temasla bulaşmaz ve viral yükü tespit edilemeyecek düzeyde olan, etkili tedavi altındaki kişiler virüsü cinsel yolla bulaştırmaz” ifadelerini kullandı.Murphy, ulusal çabayı güçlendirmek ve eylemi hızlandırmaya yardımcı olmak için Pasifik genelinde daha güçlü işbirliği ve kalıcı uluslararası dayanışma çağrısında bulundu.Krizin kökleri kısmen Fiji’nin uyuşturucu kaçakçılığı merkezlerinden biri olmasında yatıyor. Fiji’nin de aralarında bulunduğu Pasifik adaları, Latin Amerika ve Asya’dan çıkan ve Avustralya ile Yeni Zelanda gibi kârlı pazarlara giden uyuşturucular için aktarma noktası konumunda.Küresel Organize Suçlara Karşı Girişim’e göre, metafetamin ve kokain gibi yüksek derecede bağımlılık yapan uyuşturucuların akışı, COVID-19 pandemisi sırasında yaşanan duraksamanın ardından keskin biçimde arttı.Bu uyuşturucular, kısmen yabancı suç şebekelerinin yerel iş birlikçilerine nakit yerine mal olarak ödeme yapmayı tercih etmesi nedeniyle, giderek daha fazla Pasifik’in yerel pazarlarına sızıyor.Kaynak: Euronews Sağlık
SAĞLIK
Uzmanlardan ’saç dökülmesi’ uyarısı: "Mevsimseldir, geçer düşüncesiyle ilerleyici saç kaybı gözden kaçırılmasın"
Mevsim değişikliklerinin saç döngüsünü etkileyebildiğini belirten Dr. Muhammet Emrah Cinik, "Sonbaharda dökülmenin bir miktar artması herkeste paniğe neden olmamalı. Fakat ’Mevsimseldir, geçer’ düşüncesiyle ilerleyici saç kaybının gözden kaçırılmasını da istemiyoruz. Mevsim değişikliklerinin saç döngüsünü etkileyebildiğini belirten Dr. Muhammet Emrah Cinik, "Sonbaharda dökülmenin bir miktar artması herkeste paniğe neden olmamalı. Fakat 'Mevsimseldir, geçer' düşüncesiyle ilerleyici saç kaybının gözden kaçırılmasını da istemiyoruz. Saç tellerinde incelme ve yoğunluk kaybı fark ediliyorsa önce nedenini belirlemek gerekir" dedi.Sonbahar döneminde kimi zaman fark edilen saç dökülmesinin her zaman kalıcı saç kaybına işaret etmediğini söyleyen Dr. Muhammet Emrah Cinik, durumun uzun sürmesi veya saç yoğunluğunda belirgin değişikliklere yol açan dökülmelerin değerlendirilmesi gerektiğini açıkladı. Saçın sürekli aynı hızda büyümediğine dikkat çeken Dr. Cinik, saç köklerinin belirli bir biyolojik döngü içerisinde çalıştığını belirterek sonbahar döneminde görülebilen değişimin temel nedenlerinden birinin bu döngüyle ilişkili olabileceğini ifade etti. Dr. Cinik, "Saç kökleri anajen dediğimiz büyüme, katajen geçiş ve telojen dinlenme-dökülme evrelerinden geçer. Yıl içerisindeki mevsimsel değişiklikler bu döngüyü etkileyebilir. Bu nedenle özellikle yaz sonu ve sonbaharda bazı kişiler normalden daha fazla saç döküldüğünü fark edebilir" diyerek önemli bulduğu 7 noktayı anlattı."Mevsimsel dökülme ile daha uzun süreli saç kaybının ayrılması önemli"'Mevsimsel değişikliklerle ilişkili dökülmelerin belirli bir süre içerisinde azalması beklenirken, saç kaybının sürekli hale gelmesi farklı nedenlerin araştırılmasını gerektirebiliyor' diyerek sözlerine başlayan Cinik, "Birincisi, sonbaharda saç dökülmesi geçici olarak artabilir. 2, uzun süren dökülme yalnızca mevsim değişikliğine bağlanmamalı. Mevsimsel dökülmenin geçici olmasını bekleriz. Ancak dökülme aylar boyunca devam ediyor, saç yoğunluğu giderek azalıyor veya saç tellerinde belirgin bir incelme ortaya çıkıyorsa yalnızca mevsime bağlamak doğru olmaz. Genetik yatkınlıkla ilişkili androgenetik alopesi, erkeklerde ve kadınlarda ilerleyici saç kaybının önemli nedenleri arasında yer alıyor. Bu nedenle mevsimsel dökülme ile daha uzun süreli saç kaybının birbirinden ayrılması önem kazanıyor. 3, dökülen saç sayısından çok saç yoğunluğundaki değişim önemli. Saç çizgisinde gerileme, şakaklarda açılma, tepe bölgesinde yoğunluk azalması veya saç tellerinin giderek incelmesi bizim için önemli işaretlerdir. Kişinin altı ay veya bir yıl önceki fotoğraflarıyla bugünkü durumunu karşılaştırması bile bazen değişimi fark etmesini sağlayabilir" dedi."Saç ekimi her saç dökülmesinin ilk tedavisi değildir"Sözlerini sürdüren Cinik, "4, saç dökülmesinin nedeni her zaman genetik veya mevsimsel olmayabilir. Demir depolarındaki düşüklük, tiroid fonksiyonlarındaki bozukluklar, hormonal değişiklikler, hızlı kilo kaybı, yetersiz beslenme, yoğun stres, bazı hastalıklar ve bazı ilaçlar saç döngüsünde değişikliklere neden olabiliyor. Bu nedenle saç dökülmesinin nedenini belirlemeden doğrudan bir tedavi veya takviye programına başlanması yerine, gerekli durumlarda tıbbi değerlendirme yapılması önem taşıyor. 5, vitamin takviyesi her saç dökülmesinde çözüm sağlamıyor. İhtiyaç olmadan çok sayıda takviyenin kullanılması doğru değildir. 6, saçlı deri sağlığı da saç dökülmesi değerlendirmesinin parçası. Yoğun kepeklenme, kızarıklık, kaşıntı, kabuklanma veya saçlı deride oluşan ve uzun süre devam eden lezyonlar dermatolojik değerlendirme gerektirebiliyor. Bunun yanında saçların sürekli çok sıkı bağlanması, yüksek ısıyla şekillendirilmesi ve sık kimyasal işlemlere maruz bırakılması saç tellerinde hasar ve kırılmayı artırabiliyor. 7, erken dönemde temel hedef mevcut saçları korumak. Saç ekimi her saç dökülmesinin ilk tedavisi değildir. Öncelikle saç kaybının tipi, mevcut saçların durumu ve dökülmenin ilerleyip ilerlemediği değerlendirilmelidir. Uygun hastalarda medikal tedaviler ve düzenli takip ile mevcut saçların mümkün olduğunca korunması hedeflenir. Saç ekimi ise gerçekten ihtiyaç olduğunda ve hasta uygun olduğunda gündeme gelmelidir" diye konuştu."Sonbaharda dökülmenin bir miktar artması herkeste paniğe neden olmamalı"Saçlı deride yoğun kızarıklık, kaşıntı, kabuklanma veya bölgesel saç kayıplarının görülmesi de dikkate alınması gereken belirtiler arasında yer aldığına dikkat çeken Dr. Cinik, sonbahar döneminde saç dökülmesi fark eden kişilerin mevsimsel değişiklik ile ilerleyici saç kaybı arasındaki farkı göz önünde bulundurması gerektiğini belirtti. Cinik, "Sonbaharda dökülmenin bir miktar artması herkeste paniğe neden olmamalı. Fakat 'Mevsimseldir, geçer' düşüncesiyle ilerleyici saç kaybının gözden kaçırılmasını da istemiyoruz. Saç tellerinde incelme ve yoğunluk kaybı fark ediliyorsa önce nedenini belirlemek gerekir. Saç sağlığında en önemli hedeflerden biri, kişinin sahip olduğu sağlıklı saçları mümkün olduğunca korumaktır" dedi.Cinik, uzman değerlendirmesi, saç dökülmesinin türünün belirlenmesine ve gerektiğinde uygun takip veya tedavi yaklaşımının oluşturulmasına önemli olduğuna dikkat çekti.
SAĞLIK
Trabzon Şehir Hastanesi’nin hizmete girişi için geri sayım başladı
Trabzon’da 900 yataklı Şehir Hastanesi’nde yapım çalışmalarında sona gelinirken hastanenin yıl sonuna doğru hizmete açılması planlanıyor. Trabzon’da Şenol Güneş Spor Kompleksi’nin yanındaki dolgu alanında inşası süren 900 yatak kapasiteli şehir hastanesinde çalışmalar sürüyor. Yaklaşık 5 bin fore kazık üzerine inşa edilen hastanenin hizmete girmesiyle Trabzon’daki yoğun bakım kapasitesinin iki katına çıkması hedefleniyor. Hastanede 300 poliklinik, 33 ameliyathane ve yüzlerce yoğun bakım yatağıyla modern sağlık hizmeti sunulacak. Hastanenin yıl sonuna doğru tam teşekküllü olarak hizmete alınması planlanırken, TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu, Trabzon Valisi Tahir Şahin, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, AK Parti Trabzon Milletvekilleri Yılmaz Büyükaydın ile Vehbi Koç, yapımı devam eden Trabzon Şehir Hastanesi’nde incelemelerde bulundu. Heyet, inşaat sahasında yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi alarak hastanenin son durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Yıl sonuna doğru Trabzon Şehir Hastanesinin açılacağını belirten AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu, "Yapısal anlamda hastanemizin inşaat kısımları ve eksiklikler giderildi. Cihaz ve donanımların alımları ve yerleştirme süreçleri devam ediyor. Personel tedarik süreçleri de devam ediyor. Özellikle 8 bin personelin çalışacağı, yaklaşık 20 binin üzerindeki insan hareketinin olacağı ve yaklaşık 5 bine yakın araç hareketinin olacağı devasa bir yapıdan bahsediyoruz. İnşallah en güzel ve planlı şekilde sona getireceğiz. Hastanemiz için alım süreçleri devam ediyor. Özellikle teknik donanım anlamında siparişler verildi. Bir taraftan da KPSS üzerinden alınacak elemanlar planlaması yapıldı. İŞKUR üzerinden de alınacak bin 500’ün üzerindeki çalışma arkadaşlarımızın da alım süreçlerinde takiplerimiz devam ediyor. 8 bin personel ve bunun yaklaşık 700’ü de uzman personel doktor olarak çalışacak. Bunlar çok kıymetli. İnşallah yıl sonuna doğru burayı açma planımız var. O plan doğrultusunda çalışmalarımız devam ediyor" dedi.Trabzon Valisi Tahir Şahin ise şehir hastanesinin tamamlanma aşamasında olduğunu dile getirerek "Vatandaşlarımıza bu kadar hizmet kalitesini sunarken kurgu aşamasında riskleri bertaraf etme adına öngörerek bütün planlamaları, bütün paydaş kurumlarımızla yapıyoruz" ifadelerini kullandı.Ozan Köse - Tolga ŞahinKaynak: İHA
SAĞLIK
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Baysal: "Öksürüğün nedeni her zaman akciğer kaynaklı olmayabilir"
Medline Adana Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, öksürüğün nedeninin her zaman akciğer kaynaklı olmayabildiğini belirterek, "Mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması, boğazı ve solunum yollarını tahriş ederek özellikle gece veya yemeklerden sonra ortaya çıkan inatçı kuru öksürüğe neden olabilir" dedi.Sonbaharda ortaya çıkan her öksürüğü mutlaka mevsim geçişlerine bağlamak doğru bir yaklaşım olmuyor. Medline Adana Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, bu dönemde görülen öksürüğün süresini, şiddetini ve eşlik eden belirtileri dikkate almanın, varsa altta yatan bir hastalığın erken fark edilmesi açısından önem taşıdığını söyleyerek önemli bilgiler verdi.Dr. Baysal, soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonların sonbaharda öksürüğün en sık nedenleri arasında yer aldığını belirterek, "Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, halsizlik ve bazen ateş öksürüğe eşlik edebilir. Enfeksiyon sona erdikten sonra solunum yollarında oluşan hassasiyet nedeniyle öksürük bir süre daha devam edebilir. Bu durum her zaman yeni bir enfeksiyon olduğu anlamına gelmez. Grip; ani başlayan ateş, belirgin halsizlik, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı ve kuru öksürükle kendini gösterebilir. Soğuk algınlığına göre daha ağır seyredebilir ve günlük yaşamı önemli ölçüde etkileyebilir. Özellikle ileri yaştaki kişiler, kronik kalp ve akciğer hastalığı bulunanlar ile bağışıklık sistemi zayıf kişilerde belirtilerin yakından takip edilmesi önemlidir" dedi.Sonbaharda polenler, küf mantarları, ev tozu ve diğer alerjenlerin bazı kişilerde öksürüğü tetikleyebildiğini kaydeden Baysal, "Alerjik öksürüğe hapşırma, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı ve sulu burun akıntısı eşlik edebilir. Ateşin bulunmaması ve şikayetlerin belirli ortamlarda veya mevsimsel olarak tekrarlaması, alerjik nedenleri düşündüren önemli ipuçlarıdır. Astımda öksürük özellikle geceleri, sabaha karşı veya fiziksel aktivite sonrasında artabilir. Soğuk hava, alerjenler, hava kirliliği ve geçirilen solunum yolu enfeksiyonları belirtileri tetikleyebilir. Bazı hastalarda öksürük, hastalığın tek belirgin belirtisi olabilir. Tekrarlayan öksürüğe hırıltı, göğüste sıkışma veya nefes darlığı eşlik ediyorsa uzman değerlendirmesi gerekir. Genellikle viral enfeksiyonların ardından gelişen akut bronşitte öksürük temel şikayetlerden biridir. Başlangıçta kuru olan öksürük, ilerleyen günlerde balgamlı hale gelebilir. Halsizlik ve göğüste rahatsızlık hissi de görülebilir. Öksürüğün uzun sürmesi tek başına antibiyotik kullanılması gerektiği anlamına gelmez. Tedavi, hastanın muayenesi ve öyküsüne göre belirlenmelidir" diye konuştu.Baysal, öksürüğün nedeninin her zaman akciğer kaynaklı olmayabildiğini belirterek, "Mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması, boğazı ve solunum yollarını tahriş ederek özellikle gece veya yemeklerden sonra ortaya çıkan inatçı kuru öksürüğe neden olabilir. Mide yanması, ağza acı su gelmesi, boğazda yanma veya ses kısıklığının eşlik ettiği durumlarda reflü ihtimali de göz önüne alınmalıdır. Zatürre, akciğer dokusunun enfeksiyonudur ve basit bir üst solunum yolu enfeksiyonundan daha ciddi seyredebilir. Öksürüğe yüksek ateş, nefes darlığı, göğüs ağrısı, belirgin halsizlik veya balgam eşlik edebilir. Özellikle çocuklar, ileri yaştaki kişiler ve kronik hastalığı bulunanlarda belirtiler önemsenmelidir" dedi.Kaynak: İHA
SAĞLIK
Prof. Dr. Metin Önerci'ye "Dünya Altın Madalya" ödülü
Türk Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Metin Önerci'ye, bilimsel çalışmaları, dünya kulak burun boğaz bilimine katkıları ve uluslararası eğitim faaliyetleri dolayısıyla "Dünya Altın Madalya" ödülü verildi. Ödül, Türkiye'de ilk kez bir öğretim üyesine takdim edildi. Türk Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Metin Önerci'ye, dünya kulak burun boğaz bilimine katkıları, hizmetleri ve uluslararasıeğitimfaaliyetleri dolayısıyla Uluslararası Kulak Burun Boğaz Dernekleri Federasyonu tarafından 9-13 Eylül'de İstanbul'da düzenlenen Dünya Kulak Burun Boğaz Kongresi'nde "DünyaAltınMadalya" ödülü takdim edildi.Dünyanın en büyük katılımlı kulak burun boğaz kongresi olarak düzenlenen organizasyonda, Prof. Dr. Önerci'nin dünya kulak burun boğaz bilimine yönelik bilimsel çalışmaları ve uluslararası eğitim faaliyetleri değerlendirilerek ödül verilmesine oy birliğiyle karar verildi. Böylece bu ödül Türkiye'de ilk defa bir öğretim üyesine verildi.Prof. Dr. Metin Önerci, Uluslararası Kulak Burun Boğaz Dernekleri Federasyonunun dünya genelinde kulak burun boğaz derneklerini bir araya getiren çatı kuruluş niteliğinde olduğunu söyledi.Federasyonun yaklaşık 100 bin üyesinin bulunduğunu ve 138 ülkenin derneklerinin organizasyona katkı sunduğunu belirten Önerci, dört yılda bir düzenlenen kongrenin dünyanın farklı ülkelerindeki kulak burun boğaz uzmanlarını bir araya getirdiğini ifade etti.Önerci, ödül kararının Türkiye'den herhangi bir temsilcinin bulunmadığı uluslararası bir kurul tarafından verildiğini belirterek, kurulun bilimsel çalışmalar, dünya kulak burun boğaz bilimine hizmet ve eğitim faaliyetlerini değerlendirerek bu ödülü verdiğini aktardı.[Fotoğraf: AA]Ödülü almanın kendisi için büyük bir onur olduğunu dile getiren Önerci, "Bu yılki madalyanın bana verilmiş olması bir Türk olarak beni çok onurlandırdı. Türkiye'de kulak burun boğaz çok üst düzeyde. Çok değerli arkadaşlarımız var. Toplantının bilimsel komitelerinde çalışan arkadaşlarımızın hepsi dünyada saygın yeri olan insanlar. Türkiye'nin dünyada çok saygın bir yeri var. Ben hepsiyle de gurur duyuyorum" diye konuştu.Bilimsel çalışmalarına ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Önerci, yurt dışında yayımlanmış 200'ün üzerinde makalesinin bulunduğunu ve bu çalışmaların dünyada kulak burun boğaz bilimine önemli katkılarda bulunduğunu ve referans gösterildiğini söyledi. Önerci, yurt dışında yayımlanan ve geniş okuyucu kitlesine ulaşan 8 uluslararası İngilizce kitabının da bulunduğunu dile getirerek, bunların talep açısından dünyada ilk yüzde 10 içinde yer aldığını belirtti.Ayrıca ABD, Almanya,Fransave İngiltere'nin de aralarında bulunduğu farklı ülkelerde hem konuşmacı hem de eğitici olarak birçok konferansa, kursa katıldığını, cerrahi eğitim faaliyetlerinde yer aldığını ve ameliyatlar gerçekleştirdiğini aktaran Önerci, Türkiye'de de yurt dışından meslektaşların katıldığı eğitim programları düzenlediklerini kaydetti.Önerci, Türkiye'de düzenlenen özellikle kadavra kurslarıyla yalnızca kendi meslektaşlarına değil, yabancı meslektaşlarına da eğitim verdiklerini belirterek, "Türkiye, eğitim faaliyetleri açısından dünyada önemli bir merkez durumuna gelmiş durumdadır. Bu da ülkemiz için çok gurur vericidir" dedi.Kaynak: TRT Haber
SAĞLIK
Kalp krizine karşı "tansiyon, şeker, kolesterol gibi risk faktörlerinin farkında olun" uyarısı
- Antalya Amerikan Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Umuttan Doğan: "Kalp krizine karşı önlem alıp ömrümüzü uzatabiliriz. Tansiyon, şeker, kolesterol gibi risk faktörlerini ölçtürün, kontrol altına alın. Unutmayın ki bu risk faktörleri genellikle semptoma neden olmaz" "Kalp krizinin temelleri aslında hasta bize göğüs ağrısıyla başvurduğu zaman değil, 30 yıl önce atılıyor. Damar sertliği yaklaşık 5 ila 10 yaşlarında başlıyor" AntalyaAmerikan Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Umuttan Doğan, "Kalp krizine karşı önlem alıp ömrümüzü uzatabiliriz. Tansiyon, şeker, kolesterol gibi risk faktörlerini ölçtürün, kontrol altına alın. Unutmayın ki bu risk faktörleri genellikle semptoma neden olmaz." dedi.Doğan, AA muhabirine, son yıllarda dünyada ölümlerin en sık nedeninin kalp ve damar hastalıkları olduğunu söyledi.Kalp krizlerini daha genç yaşlarda da görmeye başladıklarını belirten Doğan, "Özellikle son yıllarda '40 yaşındaydı,sporyapıyordu, sağlıklıydı kalp krizinden aniden öldü' sözlerini sık duyuyoruz. Aslında kalp damar hastalıkları dünyada en sık ölüm nedeni ama son yıllarda kalp krizlerini daha genç yaşlarda görüyoruz." diye konuştu.Doğan, bunun temel nedeninin hipertansiyon, şeker, kolesterol yüksekliği, kilo ve sigara ya da elektronik sigara kullanımı gibi risk faktörlerinin giderek daha genç yaşlara inmesinden kaynaklandığını dile getirdi.Hastaların belirti vermediği zaman kalp krizi geçirmeyeceğini düşündüğüne işaret eden Doğan, "Kalp krizinin temelleri aslında hasta bize göğüs ağrısıyla başvurduğu zaman değil, 30 yıl önce atılıyor. Damar sertliği yaklaşık 5 ila 10 yaşlarında başlıyor." dedi.Sigara ve sigara ürünlerinden uzak durmak gerektiğini ifade eden Doğan, elektronik sigaranın da kalp krizi ve damar hastalıklarında büyük risk olduğunu vurguladı.Homosistein, high sensitive, vücuttaki iltihabı gösteren CRP yüksekliği, interlökin gibi bazı biyokimyasal belirteçlerin kalp krizi riskini arttırdığını bildiren Doğan, şöyle devam etti:"Kulak memesindeki çapraz çizgi olarak bilinen 'Frank işareti'nin kalp damar hastalıkları ve kalp krizi ile bağlantısının olduğunu biliyoruz. Kulak memesinde 'Frank çizgisi' görülen kişiler daha çok kalp krizi geçirebiliyor ancak Frank çizgisini bir tanı belirteci olarak kabul etmemek gerekiyor. Frank çizgisi yerine tansiyon, şeker, kolesterol gibi risk faktörlerine baktırmak gerekiyor."Bel çevresinde toplanan yağın, aslında vücutta olan damar sertliğini ve artmış iltihap riskini gösterdiğini belirten Doğan, şunları kaydetti:"Yürüyüş yaparak, bel çevresini incelterek, insülin direncini kırarak, kalp krizi riskini belirgin derecede azaltabiliriz. Kalp krizi aslında deprem gibidir, önceden bilinemez ama deprem için nasıl önlem alabiliyorsak kalp krizine karşı önlem alıp ömrümüzü uzatabiliriz. Tansiyon, şeker, kolesterol gibi risk faktörlerinin farkında olun. Bunları ölçtürün, kontrol altına alın. Unutmayın ki bu risk faktörleri genellikle semptoma neden olmaz. Haftada en az 5-6 gün, 20-30 dakika 2 ila 3 kilometre tempolu yürüyüşler yapın.""İhmal edilirse geriye dönüşü olmayan hasarlanmalara sebep oluyor"Doğan, özellikle göğsün orta bölgesinde veya kalbin üzerinde baskı, yanma veya ağırlık hissi, bunlara eşlik eden soğuk terleme, bulantı, kusma gibi şikayetler varsa "Duş alayım, biraz uzanayım geçer" düşüncesine kapılmadan, zaman kaybetmeden hastaneye başvurmak gerektiğini söyledi.Kalp krizi geçiren hastaya ne kadar hızlı müdahale edilirse o kadar fazla kalp kasını kurtarabildiklerine dikkati çeken Doğan, sözlerini şöyle tamamladı:"Kalp krizi belirtileri ihmal edilirse geriye dönüşü olmayan hasarlanmalara sebep oluyor. Kalp krizinde zaman eşittir kas. Semptomlar olduğunda hızlıca en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak, EKG çektirmek hayat kurtarıcı olabilir. Stent koyduğumuzda, su tesisatının sadece tıkanıklığı olan bölümü ortadan kaldırarak, geçici bir su tesisatını açarak, hastanın hayatını kurtarmış oluyoruz ama su tesisatını değiştiremiyoruz. Damar sistemimizdeki hasarlanmaların oluşturduğu etkiler devam ediyor. Stent sonrası da riskler devam ediyor."
SAĞLIK
Çalışma: Tai chi, kanserden sağ kalanlarda uyku sorunları, yorgunluk ve ağrıyı hafifletebilir
Yeni bir analize göre zihin-beden terapileri, kanser tedavisinin kalıcı etkileriyle yaşayan kişilerin yorgunluk, ağrı ve uyku sorunlarını yönetmesine yardımcı olabilir. Yeni birçalışma(kaynak İngilizce), birincil tedavilerini tamamlamış ancak en az orta düzeyde psikolojik sıkıntı yaşamaya devam eden kanser hastalarında nefes egzersizleri, meditasyon ile tai chi ve qigong uygulamalarının yorgunluk ve ağrıyı azalttığını ortaya koydu.Tai chi ve qigong, beden duyumlarına ve nefese yönelik artmış dikkati yumuşak, akıcı hareketlerle birleştiren, kökeni eski Çin'e dayanan bir zihin-beden uygulaması olarak, çoğu kanser hastasının zorlandığı uyku kalitesini de iyileştirdi.“Zihin-beden terapisi, bu son derece tatsız yolculukta yolumu bulmamda olağanüstü yardımcı oldu” diyen kanserden kurtulan Ken Taub, çalışmaya katıldığını ve artık “güne kendini dinç ve esnek hissederek başlayabildiğini” söyledi.Taub gibi kanserden kurtulanların sayısı giderek artıyor. Calgary Üniversitesi'nde profesör olan ve çalışmanın baş araştırmacılığını yürüten Linda E. Carlson, yayımladığı birbasın bülteninde(kaynak İngilizce)“Kanserli daha fazla insan uzun vadede hayatta kalıyor, ancak çoğu zaman yönetmesi güç, uzun süreli yan etkilerle mücadele ediyor” dedi.Bu klinik denemeye meme, prostat, gastrointestinal, akciğer ve diğer birçok kanser türü de dahil olmak üzere çeşitli tanılara sahip yaklaşık 600 katılımcı alındı. Katılımcıların yaklaşık yarısında kanser erken evredeydi.Katılımcılar ya iki programdan birini – farkındalık temelli kanserden iyileşme ya da tai chi ve qigong – seçti ya da rastgele bu programlardan birine atandı. Bekleme listesinde yer alan bir grup ise kontrol olarak kullanıldı.Farkındalık temelli kanserden iyileşme programında, dokuz hafta boyunca yoga, meditasyon ve yüz yüze grup tartışmaları yer aldı. Tai chi ve qigong grubunda ise 11 hafta boyunca nefes farkındalığıyla birlikte ritmik, akıcı hareketler ve odaklanmış dikkat, artmış beden farkındalığı ve imgeleme gibi çeşitli bilişsel beceriler çalışıldı.“Hem farkındalık temelli kanserden iyileşme hem de tai chi/qigong, yorgunluk, ağrı ve tai chi/qigong özelinde uyku güçlükleri gibi, kanser tedavisi sonrası en yaygın ve en ağır yük getiren sorunlarla başa çıkmalarına yardımcı oldu” diyen kıdemli yazar ve Mass General Brigham Osher Bütünleştirici Sağlık Merkezi direktörü Peter Wayne, bulguların “kanserden sağ kalanlara yönelik bakımda bütüncül yaklaşımın değerini pekiştirdiğini” vurguladı.Ağrı iki şekilde ölçüldü: Şiddeti ve günlük aktiviteleri ne ölçüde engellediği. Şiddet ve ağrının günlük yaşama müdahalesi üzerinde sınırlı etkiler görülse de, ağrının daha psikolojik boyutu her iki uygulamada da zamanla iyileşti. Araştırmacılar ayrıca ağrıya bağlı işlev kaybı, uyku bozukluğu ve yorgunluk belirtilerinin birlikte kümelenme eğiliminde olduğunu, dolayısıyla belirtilerden biri düzeldiğinde diğer ikisinin de iyileştiğini tespit etti.“Bu tür bir uygulama en başından itibaren tedaviye dahil edilebilse, çok sayıda insana yardımcı olabilir” diyen, 11 haftalık tai chi ve qigong programına katılan Cynthia Good, edindiği deneyimi böyle anlattı.Kaynak: Euronews Sağlık