Teknolojinin ve yapay zekânın hızla geliştiği bir dönemde devletimizin büyüklüğünü yeni binalar, genel müdürlükler, daire başkanlıkları ve yönetici kadrolarıyla değil; sunduğu hizmetin kalitesi, hızı ve verimliliğiyle ölçmeliyiz.

Bugün yeni bir kamu ihtiyacı ortaya çıktığında ilk sorumuz, hangi genel müdürlüğü veya daire başkanlığını kuracağımız olmamalıdır.

“Bu ihtiyacı mevcut bakanlıklarımızdan, genel müdürlüklerimizden veya daire başkanlıklarımızdan hangisi karşılayabilir?” sorusunu sormalıyız.

Mevcut kurumlarımızın görev tanımlarını güncelleyerek, yetkilerini yeniden düzenleyerek ve teknolojik altyapılarını geliştirerek aynı hizmeti daha hızlı ve ekonomik biçimde sunamaz mıyız?

Devletin fiziki ve bürokratik büyümesini sınırlandırırken işlevsel kapasitesini artırmak zorundayız.

SAĞLIK SEKTÖRÜNDEN SOMUT BİR ÖRNEK

Geçtiğimiz günlerde Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Tıbbi Cihaz Hizmetleri Daire Başkanlığının kurulduğunu öğrendik. Hayırlı olmasını diliyor, yöneticilerimize başarılar temenni ediyorum.

Ancak Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğünün Tıbbi Cihaz Dairesi, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün ilgili birimleri ve Devlet Malzeme Ofisi zaten ilaç ve tıbbi cihazlarla ilgili farklı görevler yürütmektedir.

Bu kurumlarda bilimsel, teknik, mali ve idari değerlendirmeler yapılmaktadır.

Görevleri tamamen aynı olmasa da ortak bilimsel ve teknik değerlendirmelerin farklı kurumlarda tekrar edilmesine gerek var mıdır?

Önerimiz; teşhis ve tedavi yöntemlerinin bilimsel gerekliliğinin ve klinik yararının Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirilmesi, ilaç ve tıbbi cihazların güvenliğinin, kalitesinin ve ürün performansının TİTCK tarafından izlenmesi, geri ödeme ve finansman kararlarının ise SGK tarafından verilmesidir.

DMO da satın alma süreçlerinde mevcut kamu kurumlarının bilimsel ve teknik değerlendirmelerinden yararlanmalıdır.

Böylece kurumların hukuki karar yetkileri korunurken gereksiz işlem tekrarları azaltılabilir.

İlaç ve tıbbi cihaz takip sistemleri de yalnızca ürünün üretimi, satışı ve dağıtımıyla sınırlı kalmamalıdır.

Uygulama hataları, yan etkiler, kullanıcı memnuniyeti ve hastanın yaşam kalitesindeki olumlu veya olumsuz değişimler, ilgili kurumların ortaklaşa değerlendirebileceği geri bildirim sistemlerine aktarılmalıdır.

Ürünü takip etmek kadar, ürünün hasta üzerindeki sonuçlarını takip etmek de önemlidir.

Bunun için yeni kurumlar kurmak yerine mevcut sistemleri geliştirmeli ve birbirleriyle bütünleştirmeliyiz.

SAĞLIK TURİZMİNDE DE BENZER GÖREVLER BULUNUYOR

Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünde Sağlık Turizmi Daire Başkanlığı, Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğünde Uluslararası Sağlık Hizmetleri Daire Başkanlığı ve ayrıca USHAŞ bulunmaktadır.

Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü de uluslararası sağlık iş birlikleriyle ilgili görevler yürütmektedir.

Bu kurumların görevleri arasında planlama, koordinasyon, hasta kabulü, uluslararası ilişkiler ve geri bildirimler bakımından birbirine yakın faaliyetler bulunmaktadır.

Mevcut kurumların görevlerini yeniden düzenleyerek, bilgi sistemlerini bütünleştirerek ve ortak hizmetlerden yararlanarak daha az bürokrasiyle daha fazla hizmet sunamaz mıyız?

BU MESELE YALNIZCA SAĞLIĞIN DEĞİL, BÜTÜN KAMUNUN MESELESİDİR

Bütün bakanlıklarımızın, genel müdürlüklerimizin, daire başkanlıklarımızın ve bağlı kuruluşlarımızın görev tanımları karşılaştırılmalıdır.

Aynı işi yapan, benzer verileri toplayan ve gereksiz onay süreçleri oluşturan birimler belirlenmelidir.

Her kurumun ayrı yasal sorumlulukları korunurken mükerrer işlemler ortadan kaldırılmalıdır.

Çünkü her yeni bürokratik kademe kamuya maliyet getirebilir; karar süreçlerini uzatarak üretici, ithalatçı, tedarikçi, hizmet sağlayıcı, yatırımcı ve vatandaşlarımız açısından zaman ve kaynak kaybına neden olabilir.

Üstelik kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması zaten 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun temel ilkelerindendir.

O halde yeni düzenlemeler yapmadan önce mevcut mevzuatın neden yeterince uygulanamadığını ve kurumların performansının ne ölçüde değerlendirildiğini sorgulamalıyız.

Teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde mevcut kaynaklarımızı verimli yönetemiyorsak yalnızca yeni kurum ihtiyacını değil, yönetici yeterliliğini ve yönetim anlayışımızı da sorgulamalıyız.

Yöneticilik yeni makamlar oluşturmak değil, mevcut kaynaklarla daha kaliteli hizmet üretebilmektir.

ÖNERİMİZ: KAMUDA GÖREV VE VERİMLİLİK REFORMU

Bütün kamu kurumlarını kapsayan bir çalışma başlatılmalıdır.

1. Görevler karşılaştırılmalı. Genel müdürlüklerin ve daire başkanlıklarının görev tanımları incelenerek mükerrer işlemler ve gereksiz onay süreçleri belirlenmelidir.

2. Mevcut kurumlar öncelikli olmalı. Yeni bir kurum kurulmadan önce mevcut kurumlardan hangisinin bu hizmeti karşılayabileceği araştırılmalı, gerekli görev ve yetki düzenlemeleri yapılmalıdır.

3. Maliyet ve fayda analizi yapılmalı. Yeni idari yapılanmanın getireceği maliyet ve sağlayacağı somut fayda önceden ortaya konulmalıdır.

4. Bilgi sistemleri bütünleştirilmeli. Kurumların doğrulanmış verileri, gerekli güvenlik ve yetki kuralları çerçevesinde paylaşılmalı; vatandaş ve firmalardan aynı bilgiler tekrar istenmemelidir.

5. İnsan kaynakları planlanmalı. Her kurumun beş yıllık insan kaynağı ve hizmet ihtiyacı belirlenmeli, bu planlar her yıl nisan ayında güncellenmelidir.

6. Yönetici performansı ölçülmeli. İşlem süreleri, hizmet kalitesi, maliyetler, kaynak verimliliği ve vatandaş memnuniyeti esas alınmalıdır.

7. Sonuçlar kamuoyuna açıklanmalı. Yapılan iyileştirmelerin sağladığı tasarruf, zaman kazancı ve hizmet kalitesindeki gelişmeler yıllık raporlarla paylaşılmalıdır.

Amacımız kamu personelini azaltmak değil, mevcut insan kaynağını ve kamu imkânlarını daha verimli değerlendirmektir.

YAZILARIMIZ NEDEN UZUN?

Köşe yazılarımızın zaman zaman uzun olmasının nedeni de aslında budur.

Kamu kurumlarımızda incelenmesi gereken o kadar çok benzer görev, tekrar eden işlem ve bürokratik süreç bulunmaktadır ki bunları sıralamak bile yazılarımızı uzatmaktadır.

Bizim yazılarımızı kısaltmamızdan önce, devletimizin mükerrer işlemleri azaltması gerekiyor.

Amacımız uzun yazmak değil, devletimizin işini kolaylaştıracak çözümler üretmektir.

SONUÇ: MAKAMLAR DEĞİL, HİZMETLER BÜYÜMELİDİR!

Yeni kurumlar kurmadan önce mevcut kurumlarımızın görevlerini geliştirelim.

Yeni personel talep etmeden önce mevcut insan kaynağımızı doğru değerlendirelim.

Yeni bilgi sistemleri oluşturmadan önce mevcut sistemlerimizi birbiriyle konuşturalım.

Yeni onay mekanizmaları yerine daha hızlı karar süreçleri oluşturalım.

Devletin fiziki büyümesini sınırlandırmak, hizmet kapasitesini küçültmek değildir. Aksine, aynı kaynaklarla daha fazla ve daha kaliteli hizmet üretebilen güçlü bir kamu yönetimi oluşturmaktır.

Devlet fiziki olarak değil, işlevsel olarak büyümelidir.

Bürokrasi azalmalı, hizmet artmalıdır.