Son günlerde siyasetçilerimizin birbirlerine yönelik açıklamalarını, suçlamalarını ve kullandıkları üslubu izledikçe kendi kendime soruyorum:

Siz gerçekten siyaset yaptığınızı mı zannediyorsunuz?

Birbirinize bağırarak, hakaret ederek, geçmişinizi hatırlatarak, kimin kimin yanında yetiştiğini, kimin hangi partiden ayrıldığını anlatarak bu millete ne kazandırıyorsunuz?

Bir siyasetçinin diğerine, “Sen lider değilsin, sen şunun emanetçisisin.” demesi hangi ekonomik sorunu çözüyor?

Birbirinize söylediğiniz ağır sözler hangi işsize iş buluyor, hangi emeklinin sofrasına ekmek koyuyor, hangi çiftçinin üretimini artırıyor?

Sesinizin yüksek çıkması, haklı olduğunuz anlamına gelmez. Karşınızdakini susturmanız da doğru söylediğinizi göstermez.

Sizlerin siyaset anlayışında gördüğüm iki temel eksiklik var:

Birincisi, eleştiri yapmayı bilmiyorsunuz.

İkincisi, siyasetin ne olduğunu ve ne için yapılması gerektiğini unutmuş görünüyorsunuz.

Çünkü eleştiri, bir insanın kişiliğine saldırmak değildir. Eleştiri; yapılan yanlışı ortaya koymak, neden yanlış olduğunu açıklamak ve doğrusunun nasıl yapılacağını göstermektir.

Yanlışı söylüyor ama çözümünü ortaya koyamıyorsanız, yaptığınız şey siyaset değil, tartışmadır.

Bizim Özelimiz Üzerinden Siyaset Yapmayın!

Siyaset dünyasına baktığımda dikkatimi çeken en önemli meselelerden biri, vatandaşın özel hayatına ait değerlerin siyasi rekabetin malzemesi hâline getirilmesidir.

Dinimiz bizim özelimizdir. İnancımız bizim özelimizdir. Yaşam biçimimiz bizim özelimizdir. Kimliğimiz ve kişisel tercihlerimiz bizim özelimizdir.

Neye inandığımız, ibadetimizi nasıl yaptığımız, nasıl giyindiğimiz, nasıl yaşadığımız ve kişisel tercihlerimiz, başkalarının haklarına zarar vermediğimiz sürece bizim özgürlük alanımızdır.

Bunların üzerinden siyasi üstünlük kurmaya çalışmak, insanları sınıflandırmak ve birbirine karşı kışkırtmak kimseye fayda sağlamaz.

Ancak burada çok önemli bir ayrıntının altını çizmek istiyorum:

Biz kendi özelimizde olan dinimizi, inancımızı, kimliğimizi ve yaşam biçimimizi anayasal haklarımız çerçevesinde özgürce yaşayamıyorsak, işte bu gerçek bir sorundur. Ancak bu sorun siyasi malzeme değil, çözülmesi gereken bir vatandaşlık hakkı meselesidir.

Böyle bir sorun varsa görmezden gelinmemeli, hukuk içerisinde çözülmelidir.

Vatandaşın yaşadığı bir hak ihlalini dile getirmek ve çözüm istemek elbette siyasetin meşru görevlerinden biridir. Ancak aynı sorunu sürekli gündemde tutarak insanları ayrıştırmak, çözüm üretmeden mağduriyet üzerinden siyasi kazanç sağlamaya çalışmak doğru değildir.

Vatandaşın mağduriyetinden siyasi kazanç elde etmeye değil, mağduriyetini ortadan kaldırmaya çalışın.

Bir vatandaşımızın inancını yaşamasında, ibadetini yerine getirmesinde, dilini ve kültürünü korumasında, yaşam biçimini sürdürmesinde hukuka aykırı bir engel varsa o engelin kaldırılması için çalışın.

Çünkü siyasetin görevi vatandaşın yaşadığı sorunu büyütmek değil, sorunu ortadan kaldırmaktır.

Bizim özelimiz sizin siyasi sermayeniz değildir. Özelimizi özgürce yaşayamıyorsak bu sizin kullanacağınız bir siyasi malzeme değil, çözmekle sorumlu olduğunuz bir sorundur.

Bizim birbirimizle mücadele etmemiz gerekmiyor.

Bizim mücadele etmemiz gereken sorunlar; işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik, üretim yetersizliği, adaletsizlik ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanılmasıdır.