Kanunlar devleti haklı çıkarmak için değil, hakkı ve adaleti korumak için yapılmalıdır.

 

2027 yılında birçok vergi, harç ve idari para cezasının hesaplanmasında esas alınacak yeniden değerleme oranı yüzde 27,83 olarak hesaplandı.

 

Yine vergileri, harçları ve cezaları konuşuyoruz.

 

Peki, cezaları artırmak için gösterdiğimiz gayreti, insanların o cezaları almasını önlemek için neden göstermiyoruz?

 

Devletin görevi yalnızca suç işlendikten sonra suçluyu cezalandırmak değil; suçun işlenmesini, insanların zarar görmesini ve kamu kaynaklarının israf edilmesini önlemektir.

 

Bir insan hayatını kaybettikten sonra sorumluyu cezalandırmak, o insanı geri getirebilir mi? Bir hasta zarar gördükten sonra kusurlu cihazı bulmak, kaybettiği sağlığını geri kazandırabilir mi?

 

ÜRÜN TAKİP SİSTEMİ FİKRİNİ YILLAR ÖNCE TÜBİTAK’A ANLATMIŞTIM

 

2004–2021 yılları arasında Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçileri Derneği Başkanlığı yaptığım dönemde, ilaç ve tıbbi cihazların ham maddeden hastaya kadar izlenmesini sağlayacak bir sistemin gerekliliğini defalarca dile getirdim.

 

O yıllarda TÜBİTAK’ta görev yapan iki mühendis arkadaşımız, proje konuları araştırmak amacıyla derneğimizi ziyaret etti.

 

Kendilerine ham madde analizinden üretime, depolamadan dağıtıma, hastanede kullanımdan hasta üzerindeki sonuçların takibine kadar bütün süreçlerin elektronik ortamda izlenmesi gerektiğini anlattım.

 

Önerimi memnuniyetle karşıladılar. İlk defa bir sivil toplum kuruluşundan somut bir proje konusu aldıklarını ifade ettiler.

 

Daha sonra yeniden görüştüğümüzde, “Abi, başka proje olabilecek bir konun var mı?” diye sordular. Başka önerilerimin de bulunduğunu söyledim. Tekrar geleceklerdi ancak görüşmemiz gerçekleşmedi. Görevlerinin değişmiş olabileceğini düşünüyorum.

 

Bugün Türkiye’de Ürün Takip Sistemi (ÜTS) bulunuyor. Yıllar önce sunduğum önerinin bu sistemin geliştirilme sürecinde nasıl değerlendirildiğinin, varsa kurumsal kayıtlar üzerinden araştırılmasını isterim.

 

Amacım bir projeden kişisel menfaat elde etmek değil, kamu yararına sunulan fikirlerin değerlendirilmesini sağlamaktır.

 

HAM MADDEDEN HASTAYA KADAR DENETİM

 

Bir ilaç veya tıbbi cihazın ham maddesi, üretimi, depolanması, dağıtımı, sağlık kuruluşuna teslimi, hastada kullanımı ve gerektiğinde kullanım sonrası güvenlik sonuçları birbirine bağlı olarak izlenmelidir.

 

Mevcut İlaç Takip Sistemi, Ürün Takip Sistemi ve güvenlik bildirim mekanizmaları daha etkin ve entegre çalışmalıdır.

 

Bir ürünün güvenlik riski ortaya çıktığında hangi hastaneye gönderildiği ve hangi hastada kullanıldığı, gerekli yetkiler ve kişisel veri güvenliği çerçevesinde hızla belirlenebilmelidir.

 

Hasta zarar gördükten sonra ürünü bulmak değil, mümkünse hasta zarar görmeden riski tespit etmek esas olmalıdır.

 

Bu önerilerimi TİTCK’nin geçmişte görev yapan yöneticileriyle defalarca paylaştım. Ancak yeterince değerlendirilmediğini düşündüğüm süreçler yaşadım. Hatta zaman zaman Sağlık Bakanlığına gelişimin bile engellendiğini düşündüğüm dönemler oldu.

 

Bunları kişisel hesaplaşma amacıyla değil, kamu yararına sunulan fikirlerin neden yeterince değerlendirilmediğini sorgulamak için anlatıyorum.

 

FİRMANIN DEPOSUNA DENETİM VAR, HASTANEDEKİ ARIZALI CİHAZA NE OLACAK?

 

Geçtiğimiz hafta bir tıbbi cihaz firmasının deposunda, mali polislerin ve piyasa gözetimi ve denetimi görevlilerinin katıldığı bir denetimde ÜTS kaydı bulunmadığı belirtilen ürünlere el konulduğu bilgisi tarafıma ulaştı.

 

Mevzuata aykırı ürünler elbette denetlenmeli, suç varsa gereği yapılmalıdır.

 

Ancak bir ürünün depoda bulunması, piyasaya arz edilmesi, satılması ve hastaya uygulanması aynı hukuki işlem değildir. Ürünün kayıt yükümlülüğü, ithalat durumu ve diğer mevzuat hükümleri ayrı ayrı incelenmelidir.

 

Suçun unsurları belirlenmeden kimseye peşinen suçlu muamelesi yapılmamalıdır.

 

Geçtiğimiz günlerde üç gün yoğun bakımda kaldım. Hekimlerimizle ve yardımcı sağlık personelimizle sohbet ettim.

 

Orada tekerleği kopmuş, döşemesi yırtılmış, parçaları kırılmış tekerlekli sandalyeler ve çalışmayan cihazlar gördüm.

 

Bunların ne yapılacağını sorduğumda, depoya indirilecekleri söylendi.

 

Peki, arızalar kayıt altına alınmış mıydı? Biyomedikal birimlerine bildirilmiş miydi? Hasta güvenliği yönünden değerlendirilmiş miydi?

 

Görüştüğüm sağlık çalışanlarına tıbbi cihaz güvenliği ve olumsuz olay bildirimleri konusunda eğitim alıp almadıklarını sordum. Aldığım cevaplar, bu konularda bilgi ve uygulama eksiklikleri olabileceğini gösteriyordu.

 

Firmanın deposundaki ürünü denetleyen devlet, hastanenin içinde hastaya hizmet veren cihazın güvenliğini de takip etmelidir.

 

DENETMEN MEVZUATI, SAĞLIK ÇALIŞANI CİHAZ GÜVENLİĞİNİ BİLMELİDİR

 

Piyasa gözetimi ve denetimi görevlileri yalnızca denetim usullerini değil, Tıbbi Cihaz Yönetmeliği’ni, ÜTS yükümlülüklerini ve ürünlerin piyasaya arzına ilişkin kuralları da bilmelidir.

 

Kolluk görevlileri de denetimlerde kendi yetki ve sorumluluklarının sınırlarını öğrenmelidir.

 

Hekimler, hemşireler, biyomedikal personeli ve diğer cihaz kullanıcıları ise arızalı cihazların hizmet dışına çıkarılması, teknik servise bildirilmesi ve gerekli olumsuz olay bildirimlerinin yapılması konusunda eğitilmelidir.

 

Hizmet içi eğitim göstermelik bir faaliyet değil, görev yeterliliğinin temel şartı olmalıdır.

 

TRAFİKTE CEZA VATANDAŞA, PEKİ YOLUN KUSURUNUN HESABI KİME?

 

Trafik cezalarını artırıyoruz. Peki, kazaların nedenlerini aynı titizlikle araştırıyor muyuz?

 

Bir sürücü direksiyon hâkimiyetini kaybederek kaza yaptığında hemen sürücünün hatasına bakıyoruz.

 

Peki, yolun asfaltı bozuksa, viraj yanlış düzenlenmişse, trafik levhası eksikse, aydınlatma yetersizse veya yol çalışması sırasında gerekli güvenlik önlemleri alınmamışsa ne olacak?

 

Bu kazanın meydana gelmesinde Karayollarının, belediyenin veya yolu planlayan, projelendiren ve denetleyen kamu kurumlarının sorumluluğu bulunamaz mı?

 

Şehirlerin imar planları, kavşak düzenlemeleri, yaya geçitleri, kaldırımlar ve toplu kullanım alanları da insan güvenliğini doğrudan etkiliyor.

 

Ben bugüne kadar bir yolun bozuk asfaltı veya yanlış düzenlenmesi nedeniyle meydana gelen kazadan dolayı ilgili belediyeye ya da Karayollarına yaptırım uygulandığına ilişkin bir habere şahsen rastlamadım. Elbette bu tür yargı kararları ve tazminat sorumlulukları vardır.

 

Ancak mesele yalnızca tazminat ödenmesi değildir.

 

Kamu kurumunun hatası nedeniyle meydana gelen kazanın tekrarlanmaması için hangi tedbirlerin alındığı da açıklanmalıdır.

 

Her ciddi trafik kazasında sürücü, araç, yol, işaretleme, bakım ve altyapı kusurları birlikte değerlendirilsin.

 

Kamu kurumunun kusuru tespit edilirse gerekli hukuki ve idari süreçler işletilsin. Alınan önlemler kamuoyuna açıklansın.

 

Adalet yalnızca vatandaşın devlete karşı sorumluluğu değil, devletin de vatandaşa karşı sorumluluğudur.

 

REKABET KURUMU ÖZEL SEKTÖRÜ DENETLİYOR, PEKİ KAMUNUN REKABETİ ENGELLEYEN UYGULAMALARI?

 

Yıllardır Rekabet Kurumuna kamu alımları ve kamu kurumlarının rekabet ortamını etkileyen uygulamaları hakkında bildirimlerde bulunuyorum.

 

Bazı başvurularımda kamu kurumlarının işlemlerine doğrudan yaptırım uygulanmasının Rekabet Kurumunun görev ve yetki alanına girmediği yönünde cevaplar aldım.

 

Burada çok önemli bir sorunumuz bulunmaktadır.

 

Türkiye’de kamu alımları ekonominin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Devlet; sağlıkta, eğitimde, ulaştırmada, savunmada ve birçok alanda büyük bir alıcıdır.

 

Özel sektörün rekabeti bozucu davranışları denetlenirken, kamu kurumlarının hazırladığı ihale şartnameleri, teknik özellikler ve alım yöntemleri de rekabeti sınırlandırabilir.

 

Örneğin bir kamu kurumu teknik şartnameyi belirli bir markaya veya firmaya avantaj sağlayacak şekilde hazırlarsa ne olacaktır?

 

Eşdeğer ürünlerin katılımını gereksiz yere engellerse ne olacaktır?

 

İhale koşulları rekabeti azaltıyor ve kamu daha yüksek bedelle alım yapmak zorunda kalıyorsa bunun hesabını kim verecektir?

 

Elbette Kamu İhale Kurumu, yargı ve diğer denetim mekanizmaları bulunmaktadır. Rekabet Kurumu da kamu ihalelerinde şirketler arasındaki rekabet ihlallerini inceleyebilmektedir.

 

Ancak benim sorguladığım, kamu kurumunun kendi uygulamasından kaynaklanan rekabet kısıtlamalarının hangi mekanizmayla önleneceği ve sorumluluğun nasıl belirleneceğidir.

 

SAYIN CUMHURBAŞKANIM!

 

Özel sektörün rekabeti engelleyen uygulamalarına yaptırım öngörülürken, kamu kurumlarının rekabeti sınırlandıran kararları neden aynı açıklıkta, hızlılıkta ve etkinlikte hesap verebilir bir denetim sistemine tabi olmasın?

 

Kamu kurumunun ihale şartnamesi rekabeti engelliyorsa, kamu zararına yol açıyorsa veya firmalar arasında haksız avantaj oluşturuyorsa sorumluluk nasıl tespit ediliyor?

 

Rekabet Kurumu, Kamu İhale Kurumu, Sayıştay ve ilgili denetim birimleri arasında bu konularda daha etkili bir iş birliği kurulamaz mı?

 

Kamu kurumları rekabetin dışında değil, adil rekabetin güvencesi olmalıdır.

 

İhale ilanından önce rekabeti sınırlama riski taşıyan şartnameler tespit edilsin. Gerektiğinde düzeltilsin. Kamu zararı oluşmadan önlem alınsın.

 

Özel sektörün hatasını cezalandırırken kamunun hatasını görmezden gelen bir anlayışa yer verilmesin.

 

SAYIN MİLLETVEKİLLERİ, CEZALARI ARTIRIRKEN HATALARI ÖNLEYECEK KANUNLARI DA HAZIRLAYIN!

 

Vergi cezalarını artırıyoruz. Peki, vatandaşın yanlış beyan vermesini önleyecek dijital bilgilendirme ve kontrol sistemlerini yeterince kullanıyor muyuz?

 

İşletmelere ceza uyguluyoruz. Peki, değişen mevzuatı zamanında anlatıyor muyuz?

 

Trafikte sürücüyü denetliyoruz. Peki, yolu yapan ve bakımını üstlenen kurumları aynı hassasiyetle denetliyor muyuz?

 

Özel sektörde rekabet ihlallerini araştırıyoruz. Peki, kamu alımlarında rekabeti engelleyebilecek şartnameleri önceden inceleyebiliyor muyuz?

 

Sayın milletvekilleri, vatandaşın cezalandırılmasını düzenleyen kanunlar kadar, cezaya neden olan hataların önlenmesini sağlayacak kanunlar da hazırlayın.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisine önerim şudur:

 

ÖNLEYİCİ KAMU YÖNETİMİ VE VATANDAŞI BİLGİLENDİRME KANUNU HAZIRLANSIN.

 

Bu düzenlemeyle kamu kurumlarına önceden bilgilendirme, riskleri tespit etme, hizmet içi eğitim ve önlenebilir hataları azaltma yükümlülükleri getirilsin.

 

Kamu alımlarında rekabeti sınırlayan şartnameler, trafik güvenliğini tehdit eden altyapı eksiklikleri ve hasta güvenliği riskleri önceden tespit edilsin.

 

Kasıtsız, ilk defa gerçekleşen, ciddi güvenlik riski oluşturmayan ve giderilebilir idari eksikliklerde, uygun durumlarda önce uyarı ve düzeltme imkânı sağlansın.

 

Sahtecilik, kaçakçılık, kasıtlı ihlaller ve insan hayatını tehlikeye atan durumlarda ise etkili yaptırımlar uygulansın.

 

Kamu kurumları yalnızca kaç denetim yaptığını ve ne kadar ceza uyguladığını değil, kaç ihlali, kaç kazayı, kaç hasta mağduriyetini, kaç rekabet kısıtlamasını ve ne kadar kamu zararını önlediğini de açıklasın.

 

VATANDAŞ DEVLETİN DÜŞMANI DEĞİLDİR!

 

Bazen kanunların hazırlanışında ve kamu uygulamalarında, vatandaşın korunması gereken bir insan değil, sürekli denetlenmesi ve cezalandırılması gereken bir kişi olarak görüldüğü izlenimine kapılıyorum.

 

Bu anlayış değişmelidir.

 

Milletvekilleri milletin, kamu görevlileri kamunun hizmetindedir.

 

Vatandaş devlete düşman değildir. Devlet de vatandaşına düşman gibi davranmamalıdır.

 

Kanun yapıcının görevi yalnızca ceza belirlemek değil, insanların kanunlara uymasını kolaylaştırmaktır.

 

Kamu görevlisinin görevi yalnızca hata bulmak değil, kendi yetkisi çerçevesinde hataların önlenmesine katkı sağlamaktır.

 

Vatandaşın hatasına ceza varsa, kamu kurumunun kusuruna da hesap verme sorumluluğu olmalıdır.

 

SAYIN HÜSEYİN ÇELİK’E VE İLGİLİ BAKANLARA ÇAĞRIM

 

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Sayın Hüseyin Çelik’i ziyaret ederek yıllardır üzerinde çalıştığımız sorunları ve çözüm önerilerimizi rapor hâlinde sundum.

 

Görüşlerimize gösterdiği ilgi ve birlikte çalışma yönündeki olumlu yaklaşımını memnuniyetle karşıladım. Şimdi beklentim, bu yaklaşımın somut çalışmalara dönüşmesidir.

 

Sayın Sağlık Bakanımıza, İçişleri Bakanımıza, Hazine ve Maliye Bakanımıza ve ilgili bütün kamu yöneticilerine sesleniyorum:

 

Denetim personelinin mevzuat bilgisini ve hizmet içi eğitimlerini yeniden değerlendirin.

 

Sağlık kuruluşlarında tıbbi cihaz güvenliği ve arıza bildirim sistemlerini etkinleştirin.

 

Karayolları ve belediyelerin yol güvenliği sorumluluklarını önleyici denetim anlayışıyla ele alın.

 

Kamu alımlarında rekabetin korunmasını sağlayacak kurumlar arası koordinasyonu güçlendirin.

 

Önce eğitim, sonra doğru denetim; her aşamada hukuk, adalet ve insan güvenliği!

 

NE PARA İSTİYORUM NE MAKAM NE DE GÖREV

 

Yıllardır bu önerileri dile getiriyorum.

 

Kimseden para, makam, resmî görev veya ticari ayrıcalık istemiyorum.

 

İstediğim tek şey, ülkemizin bilgi ve tecrübeden yararlanması; kamu kaynaklarının korunması ve vatandaşlarımızın zarar görmesinin önlenmesidir.

 

Bir fikir yanlışsa bilimsel gerekçelerle açıklansın. Eksikse tamamlansın. Doğruysa uygulansın.

 

Kamu yönetiminde önemli olan fikrin kimden geldiği değil, millete ne kazandırdığıdır.

 

SON SÖZ: DEVLET HAKLI ÇIKMAK İÇİN DEĞİL, HAKKI KORUMAK İÇİN VARDIR

 

Devletin başarısı yalnızca kaç kişiye ceza verdiğiyle ölçülmemelidir.

 

Kaç insanı kazadan koruduğu, kaç hastanın zarar görmesini önlediği, kaç işletmeyi doğru bilgilendirdiği, kaç rekabet ihlalini engellediği ve ne kadar kamu kaynağını israftan kurtardığıyla da ölçülmelidir.

 

Elbette suç işlendiğinde hukuk işletilmeli ve sorumlular hesap vermelidir. Ancak mümkün olan zararları önlemek, onları sonradan cezalandırmaktan çok daha değerlidir.

 

Kanunlar devleti haklı çıkarmak için değil, hakkı ve adaleti korumak için yapılmalıdır.

 

Cezayı artırmak kolaydır. Asıl devlet yönetimi, cezaya neden olan yanlışı ortadan kaldırmaktır.

 

ÇÜNKÜ GÜÇLÜ DEVLET, YALNIZCA SUÇLUYU CEZALANDIRAN DEĞİL, SUÇU VE ZARARI ÖNLEYEBİLEN DEVLETTİR!