Sivil toplum kuruluşlarında, meslek komitelerinde, oda ve sektör meclislerinde yıllardır sorunlar konuşuluyor. Kamu yöneticileri davet ediliyor, katılımcılar söz alıyor, görüşler açıklanıyor ve notlar tutuluyor.

 

Benim bulunduğum bazı toplantılarda eksikliğini hissettiğim şey, konuşulan konunun sonrasında izlenebilir bir çalışmaya dönüşmesidir. Hangi öneri raporlaştırıldı? Hangi makama gönderildi? Ne cevap alındı? Bir sonraki toplantıya kadar ne değişti?

 

Bu soruların cevabı görünür olmadığında, toplantının hizmete nasıl dönüştüğünü de göremiyorum. Bu kişisel gözlemimi bütün kuruluşların hiçbir sonuç üretmediği şeklinde genellemek doğru olmaz. Nitekim TOBB’nin yayımladığı sektör raporları bulunmaktadır.[4] Mesele, raporun varlığının ötesinde, önerilerin yetkili makama başvuruya, kurumsal takibe ve uygulamaya nasıl dönüştüğünü açıklayabilmektir.

 

TOBB Türkiye Sektör Meclisleri Müdürlüğünün resmî görev açıklamasında, hazırlanan rapor ve görüşlerin gerekli görülen durumlarda Birlik Başkanının onayıyla ilgili mercilere iletilmesi de yer almaktadır.[5] Bu örnek, istişarenin yazılı çıktıya ve kurumsal iletişime dönüşebildiğini gösterir. Her derneğin ve meclisin hukuki yapısı aynı değildir; fakat sorunları kayıt altına alma, başvuruya dönüştürme ve sonuçlarını izleme anlayışı hepsi için geliştirilebilir.

 

Bir kamu yöneticisinin toplantıya katılıp görüş dinlemesi değerlidir. Ancak salonda not alınmasıyla, konunun kurumda kayıtlı bir talep olarak işleme girmesi aynı aşama değildir. Kurumda işlem başlatılmışsa bunun kaydı; başlatılmamışsa toplantı sonrasında kimin hangi yazıyı göndereceği belli olmalıdır.

 

Aynı şekilde, “sorunları aktardık” cümlesi faaliyet hakkında bilgi verir; çözüm hakkında yeterli bilgi vermez. Toplantının çıktısı; sorunun tanımı, dayanakları, önerilen çözüm, muhatap kurum, başvuruyu yapacak kişi veya birim ve takip yöntemiyle birlikte ortaya konmalıdır.

 

Sivil toplumun görevi, sahadaki deneyimi kullanılabilir bilgiye dönüştürmektir. Sorunun kapsamını göstermek, etkilediği kesimleri açıklamak, seçenekleri değerlendirmek ve yetkili makamdan somut bir işlem istemek gerekir. Her mesele büyük bir yatırım projesi gerektirmez. Bazen bir uygulama değişikliği, bazen mevcut hükmün uygulanması, bazen de kurumlar arasında koordinasyon yeterli olabilir.

 

Bir başka konu, farklı kuruluşlarda aynı kişilerin sıkça bir araya gelmesidir. Bir kişinin birden fazla yapıda görev alması tek başına yanlış değildir. Deneyim ve bağlantılar ortak çalışmayı kolaylaştırabilir. Fakat bu durum temsil alanını daraltıyorsa, toplantılarda sürekli aynı görüşler duyuluyorsa ve sahadaki farklı kesimlere yer açılmıyorsa sorgulanmalıdır.

 

Küçük işletmeler, yeni girişimciler, üreticiler, çalışanlar ve hizmetten yararlanan vatandaşlar bu masalara ne ölçüde katılabiliyor? Gündemi yalnızca sürekli davet edilenler mi belirliyor? Üyelerin talepleri hangi yöntemle toplanıyor?

 

Ticari iş birliği geliştirmek iş dünyası kuruluşlarının faaliyetleri arasında bulunabilir. Ancak ortak sorunları çözme iddiasıyla yapılan bir toplantının üyeye ve topluma sağladığı yarar da görünür olmalıdır. Belge olmadan kişilere ayrıcalık arama amacı yüklemek yerine, kararların nasıl alındığını, hangi taleplerin önceliklendirildiğini ve kimlerin yararlandığını soralım.

 

Harcama konusunda da aynı titizlik gereklidir. Ben kendi cebimden yapılan harcamanın da bu ülkenin emeğiyle kazanıldığını düşünüyorum. Kamu bütçesi, üye aidatı, sponsorluk ve kişisel ödeme hukuken aynı kaynak değildir. Buna rağmen hepsinde kaynak ve zamanın verimli kullanılması önemlidir. Özellikle kamu veya üye kaynakları kullanılıyorsa giderlerin ve elde edilen sonuçların açıklanması beklenmelidir.

 

Benim önerim, toplantıdan sonra kısa ve izlenebilir bir sonuç raporu hazırlanmasıdır. Raporda sorun, dayanak, önerilen çözüm, muhatap kurum, başvuruyu ve takibi üstlenen kişi veya birim ve hedef tarih bulunmalıdır. Başvuru yapıldığında tarihi ve kayıt numarası eklenmeli; gelen cevap, yapılan işlem ve sonraki adım işlenmelidir.

 

Kuruluşlar kendi iç işleyişlerinde, örneğin ilk on beş günde raporu tamamlama, otuzuncu günde başvuru durumunu gözden geçirme ve doksanıncı günde ilerlemeyi açıklama hedefleri koyabilir. Bunlar bütün kuruluşlara uygulanmış yasal süreler değil, önerdiğim çalışma disiplinidir.

 

Bir sonraki toplantı da önceki toplantının takibiyle başlamalıdır. Çözülen, bekleyen, reddedilen ve yeniden ele alınması gereken konular açıklanmalıdır. Tanışma amacıyla düzenlenen bir buluşmanın ilk çıktısı ise çalışma gündemi, başvuru sorumluları ve takip takviminin belirlenmesi olabilir.

 

Bu ölçüyü önce kendimize uygulamalıyız. Benim düzenlediğim toplantı da aynı sorulara cevap verebilmelidir. Katılımın kalabalık olması, tek başına başarı ölçüsü sayılamaz.

 

Toplantıyı düzenleyenlerin açıklaması gereken şey, vatandaşın, üyenin ve sektörün o toplantıdan sonra hangi faydayı gördüğüdür. Ortak akıl, yetkili makama iletilen ve sonucu takip edilen işe dönüştüğü ölçüde değer kazanır.