Menstrüasyon, üreme sağlığının doğal bir parçası olan biyolojik bir süreçtir; ancak yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda toplumsal olarak da cinsiyetlendirilmiş bir olgudur. Toplumlarda menstrüasyona ilişkin damgalamalar, bu süreci sıklıkla bir “hastalık”, “kirlenme” ya da “kısıtlama” biçiminde inşa eder.

Bu sosyal inşa, kadınlara menstrüasyon dönemlerinde hangi etkinliklerin “yasak” ya da “izinli” olduğuna dair normatif sınırlar koyarak, onların davranışlarını ve toplumsal rollerini kısıtlar. Ayrıca menstrüasyon genellikle “özel” veya “mahrem” bir mesele olarak görülür ve hakkında konuşulurken çoğunlukla aşağılayıcı veya utandırıcı bir dil kullanılır.

Menstrüasyon üzerinden kadınlara yöneltilen ayrımcı tutumlar, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde açık biçimde gözlemlenirken, gelişmiş ülkelerde ise daha örtük biçimlerde varlığını sürdürmektedir. Bununla birlikte, bu tutumların hem kadınlar hem de erkekler tarafından paylaşılıyor olması, menstrüasyonun toplumsal cinsiyet rejimleriyle olan ilişkisini evrensel bir olgu hâline getirmektedir.

Mevcut makale, menstrüasyona yönelik tutumların Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Kuramı perspektifinden nasıl kavramsallaştırılabileceğini ortaya koymayı, bu temsillerde düşmanca ve korumacı cinsiyetçilik boyutlarının nasıl iç içe geçtiğini tartışmayı ve nihayetinde kadınlar ile erkeklerin menstrüasyona ilişkin tutumlarını karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır.

Bu kapsamda alanyazındaki bulgular bütüncül bir çerçevede değerlendirilerek, gelecekteki ampirik araştırmalara kuramsal bir temel oluşturması hedeflenmektedir.