Çocukların fiziksel hayatta kalmasından sosyal-duygusal gelişimine ve ruh sağlığına kadar uzanan süreçte ebeveynler en önemli rolü üstlenmektedir. Anne ve babalar, yalnızca temel bakım sağlamakla yetinmeyip çocuklarına duyguları tanıma, ifade etme ve düzenleme gibi kritik yaşam becerilerini de öğretmektedir.
Bu bağlamda, ebeveyn-çocuk ilişkisinin duygusal niteliğini yansıtan “ebeveynin duygusal erişilebilirliği” (emotional availability) kavramı son yıllarda alanyazında giderek daha fazla önem kazanmıştır. Duygusal erişilebilirlik; ebeveyn ile çocuk arasında karşılıklı, sıcak, otantik ve duyarlı bir duygusal etkileşimin varlığını ifade eden çok boyutlu bir yapıdır.
Literatür taraması sonucunda duygusal erişilebilirliğin, çocukların duygu düzenleme becerileri, benlik saygısı, sosyal yeterlik, prososyal davranışlar, psikolojik sağlamlık ve iyi oluş düzeyi ile pozitif; içe/dışa dönük sorun davranışlar, saldırganlık, kaygı, yalnızlık ve bağımlılık eğilimleri ile negatif yönde ilişkili olduğu ortaya konmuştur.
Nörobilimsel çalışmalar ise yüksek duygusal erişilebilirliğin prefrontal korteks gelişimini desteklediğini, stres hormonu kortizol salınımını azalttığını ve beyin bölgeleri arasındaki bağlantıyı güçlendirdiğini göstermektedir. Türkiye gibi duygusal ve psikolojik bağlılığın nesiller boyu güçlü şekilde devam ettiği toplulukçu kültürlerde duygusal erişilebilir ebeveynlik ayrı bir önem taşımaktadır.
Bu çalışma, ebeveynin duygusal erişilebilirliğinin tanımı, tarihçesi, boyutları, ölçümü, kuramsal temelleri, çocuk gelişimi ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri, nörobilimsel yansımaları, pandemi dönemi bulguları ile sınırlılıklarını ve aşırı biçimlerinin olası risklerini kapsamlı ve eleştirel bir biçimde ele almaktadır.