Anneliğin kadınlığı sembolize ettiği ve bir kadının ‘anne’ olmadan kadın olamayacağı inancının bir kuşaktan diğerine aktarıldığı kabul edilmektedir. Bu düşünceyi içselleştiren kız çocukları, gebelik ve annelikle ilgili çeşitli hayaller kurarak, senaryolar oluşturarak yaşamlarını inşa ederler. Ataerkil düzen her iki cinsiyete de ‘evlenmeyi ve çocuk sahibi’ olmayı dayatır ve bunun dışındaki yaşamlar genellikle ‘normal’ olarak değerlendirilmez.
Çocuk sahibi olamamak, erkek kaynaklı bir üreme problemi olsa bile bu ‘sorun kabul edilen şey’ genellikle ‘kadın’ ekseninde tartışılır. Bu çalışma, biyolojik yolla çocuk sahibi olamayan ya da olmak istemeyen, ‘normal’ kabul edilen biyolojik anneliğin dışına çıkarak, ‘evlat’ edinme yoluyla çocuk sahibi olan bekar ya da evli annelerin deneyimlerine feminist sosyal hizmet perspektifinden odaklanmaktadır.
Bulgular, evlat edinme yoluyla anne olan kadınların deneyimlerinin üç boyutta farklılaştığını göstermektedir. Bunlar (1) infertiliteye (kadın ve erkeğin infertil olma durumu, infertil olmadan çocuk sahibi olma durumu), (2) toplumsal önyargılara (soy kutsaması, kutsal annelik, biyolojik anneliğin kötülenmesi, bekar ebeveynlik, evlat edinmenin son alternatif olarak görülmesi), (3) yakın çevrenin kabulü/desteği ve evlat edinme sürecinde erişilen sosyal hizmet uygulamasına göre farklılaşmaktadır.
Söz konusu anneler, ‘kutsal’ bir annelik yaptıklarına dair toplumsal söylemin baskısını ve yükünü yoğun bir biçimde hissettiklerini belirtmişler, evlat edinmeye dair önyargılarla baş etme konusunda çeşitli stratejiler geliştirdiklerini açıklamışlardır.