Cotard sendromu, nihilistik ve varoluşsal içerikli sanrılarla karakterize edilen nadir bir nöropsikiyatrik tablodur. İlk olarak 1880 yılında Jules Cotard tarafından tanımlanan bu sendrom, çoğunlukla psikotik depresyon bağlamında ortaya çıkmakla birlikte, bipolar bozukluk ve şizofreni spektrum bozuklukları gibi diğer psikiyatrik durumlarla da ilişkili olarak gözlenebilmektedir.

Klinik seyir, genellikle hipokondriyak yakınmalar ve depresif belirtilerle başlayan bir süreçten, bireyin kendi varlığını, bedenini ya da organlarını inkâr ettiği nihilistik sanrıların belirginleştiği bir evreye doğru ilerleyebilmektedir. Bu süreçte sanrıların şiddeti artabilmekte ve klinik tablo daha karmaşık bir görünüm kazanabilmektedir.

Epidemiyolojik veriler, sendromun oldukça düşük prevalansa sahip olduğunu ve özellikle orta ve ileri yaş gruplarında daha sık bildirildiğini, ayrıca kadınlarda daha yüksek oranlarda görüldüğünü göstermektedir. Bununla birlikte, Cotard sendromunun yalnızca psikiyatrik bozukluklarla sınırlı olmadığı; Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, epilepsi ve serebrovasküler lezyonlar gibi nörolojik durumlarla da ilişkili olabileceği bildirilmektedir.

Klinik prezentasyon sıklıkla depresif duygudurum, yoğun suçluluk duyguları, anksiyete, derealizasyon ve depersonalizasyon gibi belirtilerle birlikte kendine zarar verme davranışlarını içermektedir. Tedavi yaklaşımı temelde altta yatan psikiyatrik ya da nörolojik durumun yönetimine dayanmakta; farmakoterapide antidepresan ve antipsikotik kombinasyonları yaygın olarak kullanılmaktadır.

Dirençli olgularda elektrokonvülsif tedavi etkili bir seçenek olarak öne çıkmakta, özellikle ağır depresyon ve yüksek intihar riski bulunan hastalarda hızlı klinik yanıt sağlayabilmektedir. Ayrıca psikoterapötik yaklaşımlar, hastalığın seyrinde içgörü gelişimini destekleyerek tedaviye uyumu artırmada önemli bir tamamlayıcı rol üstlenmektedir.