Kozmetikler; vücuda girdikten sonra metabolize olarak ter, idrar veya gaita ile yeniden doğaya karışabilir; bu nedenle bu atıkların klasik yöntemlerle bertarafı her zaman mümkün değildir. Ürünlerin ulaştığı arıtma tesislerinde biyolojik arıtılabilirlik kapasitesini yorumlamak ve arıtımın ne ölçüde etkin olduğunu değerlendirmek için bir biyoanaliz yöntemi olan biyokimyasal oksijen ihtiyacı (BOİ) kullanılmaktadır.

BOİ, biyolojik olarak kolayca parçalanabilen organik bileşiklerin miktarını yansıtan ve su kalitesinin değerlendirilmesinde yaygın kullanılan bir göstergedir; pratikte genellikle mg O2/L olarak ifade edilir. Atıksu arıtımı sırasında metabolize olmayan bileşiklerin giderilememesi ve kirleticilerin özellikle hava, su ve toprak üzerindeki etkileri, uzun vadede canlı yaşamını ve doğal kaynakları ciddi biçimde tehdit edebilir.

Bu çalışmanın amacı; kozmetik ürünlerdeki kimyasal maddelerin olası zararlarını azaltmak, ambalaj ve içerik kaynaklı çevre kirliliğini önlemek ve çevresel döngüler yoluyla tekrar canlılara geri dönüşten doğan sorunları en aza indirmektir. Bu çalışmada söz konusu riskler, kozmetik ürün kullanımından sonra değil; doğal içerikli ve sıfır atık yaklaşımına uygun ürünlerin geliştirilmesi sürecinde, kullanım öncesi in silico modellemeler ve in vitro doğrulamalarla önleyici biçimde ele alınacaktır.

Sıfır atık yaklaşımının esas alınmasıyla verimlilik ve performans artarken, israfın önlenmesi sayesinde maliyetler azalmakta ve çevresel riskler düşmektedir. Elde edilecek sonuçların, kimyasal risklerle ilişkili farklı formülasyonların çevresel sürdürülebilirlik üzerindeki etkilerini (ör. karbon ayak izi üzerindeki olası değişimler) aydınlatması ve sıfır atık kozmetik çalışmalarında yeni yöntemlerin geliştirilmesine katkı sağlaması beklenmektedir.