Bir de milletvekilliği meselesi var.
Milletvekilliği önemli ve sorumluluğu yüksek bir kamu
görevidir.
Ancak yalnızca makamın önemli olması yeterli değildir.
O sorumluluk ne ölçüde yerine getiriliyor?
Milletvekili vekâletini aldığı vatandaşın sorunlarını
ne kadar takip ediyor?
Seçildiği ilin ve ilçelerin meselelerine ne kadar
hâkim?
Kendisine iletilen sorunların kaçını ilgili kurumlara
taşıyor?
Kaçının takipçisi oluyor?
Hangi konuda somut sonuç alınıyor?
Milletvekillerinin mali ve sosyal hakları
belirlenirken gösterilen hassasiyet; işçinin, memurun, esnafın, çiftçinin, KOBİ
sahibinin ve emeklinin hakları belirlenirken de gösterilmelidir.
Mesele milletvekilinin hakkını azaltmak değildir.
Mesele herkes için aynı hakkaniyet ölçüsünü aramaktır.
HAK VARSA SORUMLULUK DA OLMALI
Milletvekillerinin yaptığı çalışmalar da mümkün
olduğunca belgelenebilir ve vatandaşın görebileceği hale gelmelidir.
Burada siyasi puanlamadan söz etmiyorum.
Hangi sorunla ilgilendi?
Hangi kuruma müracaat etti?
Hangi tarihte girişimde bulundu?
Hangi konuyu Meclise taşıdı?
Hangi yatırımın takipçisi oldu?
Hangi resmî cevabı aldı?
Sonuç ne oldu?
Bunlar ortaya konulsun.
Belge ortaya konsun, değerlendirmeyi vatandaş yapsın.
Hak varsa sorumluluk da olmalıdır.
Yetki varsa hesap verebilirlik de olmalıdır.
ÇORUM İÇİN BUNU YAPMAYA ÇALIŞIYORUM
Ben bugün Çorum ili ve ilçeleri açısından böyle bir
çalışma yürütüyorum.
Milletvekilleri, vali, kaymakamlar, belediye
başkanları ve sivil toplum kuruluşları için mümkün olduğunca belgeli bir
hizmet karnesi oluşturmaya çalışıyorum.
Ölçümüz siyasi görüş değil.
Ölçümüz belge.
Bir yatırım yapılmışsa; ilk talebi kim yaptı?
Hangi tarihte yaptı?
Evrak kayıt numarası var mı?
Kim takip etti?
Hangi kurum cevap verdi?
Yatırım programına ne zaman alındı?
Gerçekleşmesinde kimin belgelenebilir girişimi var?
Bunları ortaya koymak istiyoruz.
Bir yatırımın açılışına katılmakla o yatırımın
gerçekleşmesi için çalışmak aynı şey değildir.
Bir hizmetin yanında fotoğraf çektirmek de tek başına
o hizmetin talep veya takip sahibi olunduğunu göstermez.
Talep varsa belgesi olmalı.
Takip varsa yazışması olmalı.
Meclis girişimi varsa kaydı olmalı.
Bakanlık cevabı varsa evrakı olmalı.
Kim ne yapmışsa belgesiyle ortaya konsun.
Değerlendirmeyi Çorumlu yapsın.
ŞİMDİ İKİNCİ REFORM ZAMANI
Türkiye geçmişte sosyal güvenlik alanında önemli bir
reform gerçekleştirdi.
Şimdi bunu tamamlayacak yeni bir adım atılmalıdır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, eski Emekli Sandığı sisteminden
devam eden hükümler, kamu işçilerinin ücret ve sosyal hakları, Bağ-Kur
uygulamaları, emeklilik için gerekli prim gününü tamamladıktan sonra çalışmaya
devam edenlerin durumu, emeklilik sonrası çalışma sistemi ve milletvekilleri
dahil kamu görevlerine ilişkin özel mali ve sosyal düzenlemeler bir bütün
olarak yeniden değerlendirilmelidir.
Aynı reformun çalışma hayatı tarafında da şu yol açık
olmalıdır: Asgari ücret → mesleki eğitim → beceri → ustalık → uzmanlık →
sorumluluk → daha yüksek ücret.
Sosyal güvenlik tarafında da şu ilke kurulmalıdır: Prim
günü → ilave çalışma → ilave prim → daha güçlü emeklilik hakkı.
Ama amaç herkesi aynı maaşa bağlamak değildir.
Amaç herkesi aynı hakkaniyet ölçüsüyle tartmaktır.
İş farklıysa ücret farklı olabilir.
Uzmanlık farklıysa ücret farklı olabilir.
Sorumluluk farklıysa karşılığı farklı olabilir.
Sağlık riski ve yıpranma farklıysa karşılığı farklı
olabilir.
Uzun çalışma ve yüksek prim katkısı varsa bunun
karşılığı da farklı olabilir.
Ancak bütün farklılıkların objektif ve açıklanabilir
bir gerekçesi bulunmalıdır.
Bir kesimin hakkını azaltarak diğerine adalet
sağlanmaz.
Hakkı eksik olanın hakkını tamamlayalım.
ÖNCE İŞİ BELİRLE, SONRA HAKKINI VER
Aslında çözüm birkaç cümlede özetlenebilir:
Önce işi belirle.
O işi hangi eğitim ve yetkinliğe sahip hangi kadronun
yapacağını belirle.
Yetki ile sorumluluğu aynı yerde topla.
İşin riskini ve yıpranmasını ölç.
İnsana kendisini geliştirdikçe daha fazla kazanacağı
yolu aç.
Prim gününü doldurduktan sonra çalışmaya devam
ediyorsa ilave emeğini daha güçlü değerlendir.
Sonra da o işin hakkını ver.
Kimseyi diğerinin karşısına koymayalım.
Ama herkese sorabilelim:
Hangi işi yaptın?
Kendini ne kadar geliştirdin?
Ne kadar sorumluluk taşıdın?
Kaç yıl çalıştın?
Ne kadar prim ödedin?
Gerekli prim gününden sonra ne kadar daha katkı sağladın?
Ne ürettin?
Hangi sorunu çözdün?
Ve yaptığının belgesi nerede?
Geçmişten bugüne önemli mesafe aldık.
Şimdi mesele geçmişi inkâr etmek değil, yapılan
reformları daha adil, daha anlaşılır ve daha hakkaniyetli hale getirerek
tamamlamaktır.
Makam geçicidir.
Kadro değişir.
Statü değişir.
Ama;emek gerçektir, bilgi gerçektir, ustalık
gerçektir, tecrübe gerçektir, sorumluluk gerçektir, risk gerçektir, üretim
gerçektir, prim gerçektir ve belge gerçektir.
Devletin terazisinde esas ağırlığı bunlar
oluşturmalıdır.
Kanunlar vatandaşa yalnızca yükümlülük yüklemek için
değil; kamu yararını korurken vatandaşın emeğini, katkısını ve hakkını da
güvence altına almak için yapılmalıdır.
Hakkaniyet yalnızca herkesten prim almak değildir.
Hakkaniyet, fazladan verilen emeğin ve fazladan yapılan katkının karşılığını da
teslim etmektir.